Günümüzde birçok şirketin yönetim kurullarında ve strateji toplantılarında aynı varsayım hakim: Yapay zekâ (AI) verimliliği artıracak ve bu da personel sayısını azaltmayı gerektirecek. Bu mantık, ilk bakışta son derece mantıklı ve disiplinli görünüyor. Ancak eksik bir bakış açısını temsil ediyor.
AI’nin sadece bir araç olduğunu, şirketlerin geleceğini şekillendiren unsurun insan yargısı ve deneyim olduğunu unutmamak gerekiyor. Yöneticiler sık sık AI’yi hem bir fırsat hem de personel azaltmanın gerekçesi olarak sunuyor. Dönüşümden bahsedilirken, aynı cümlede personel sayısının azaltılmasından da söz ediliyor. Oysa bu bağlantı otomatik değil; en azından öyle olması gerekmiyor.
Verimlilik Kısayolu: İşin Doğru Tanımlanması Gerekiyor
İşgücü, çoğu şirketin en büyük maliyet kalemini oluşturuyor. AI’nin devreye girmesiyle birlikte, şirketler genellikle ilk olarak buraya odaklanıyor. Teknoloji daha fazla işi yapabiliyorsa, daha az personele ihtiyaç duyulacağı varsayılıyor. Ancak AI’nin, personel sayısını azaltmayı haklı çıkaracak düzeyde bir verimlilik artışı sağladığına dair somut kanıtlar oldukça sınırlı.
Gözlemlenen ise, özellikle halka açık şirketlerde, AI yatırımlarından anında geri dönüş beklentisinin artması. Seyahat harcamalarını veya esnek bütçe kalemlerini kısmanın şirket performansı üzerinde hemen bir etkisi olmuyor. Oysa personel sayısını azaltmak, görünürde daha hızlı bir çözüm gibi duruyor. Bu da şirketlerin en çok tercih ettiği yol haline geliyor.
Analist Sorunu: Tecrübe Olmadan AI’ye Güvenmek Tehlikeli
Geçtiğimiz günlerde genç bir analistle yaptığım görüşmede, onun basit ama önemli bir tavsiyesiyle karşılaştım: Yeni çalışanlara AI’ya fazla güvenmemelerini öğretin. Bu öneri, çoğu CEO’nun AI konusundaki yaygın görüşüne ters düşüyor. Her şirket çalışanlarının AI konusunda yetkin olmasını istiyor. Ancak işin doğasını anlamadan AI’ya güvenmek, işin kalitesini, doğruluğunu ve risklerini değerlendirme yeteneğini kaybetmek anlamına geliyor.
İşte tam da burada, deneyimin önemi devreye giriyor. İyi bir yargıya varabilmek için insanların kendilerinin yapması gereken işler var. AI, sadece bir yardımcı araç olmalı; karar verme sürecinin merkezinde yer almamalı. Aksi takdirde, sadece hızlı cevaplar üretilmiş olur, ancak bu cevapların ne kadar güvenilir veya uygulanabilir olduğu sorgulanamaz.
Kod Yenileme Örneği: Hız mı, Kalite mi?
Geçtiğimiz haftalarda, 10 yıllık bir sistemin AI kullanılarak tek bir hafta sonunda yeniden yazıldığı bir şirket örneğiyle karşılaştım. Aylar hatta yıllar sürecek bir işin, birkaç gün içinde tamamlanması elbette etkileyici. Ancak hikaye burada bitmiyor.
Yeniden yazılan kodun doğruluğunu, risklerini ve gerçek dünya koşullarındaki performansını değerlendirmek için yine o şirketin orijinal mühendislerine ihtiyaç duyuldu. AI’nın ürettiği çıktıların arkasında, insanların derinlemesine incelemesi ve onaylaması gerekiyordu. Bu da AI’nin sunduğu hızın ötesinde, insan yargısına ve değerlendirmeye olan ihtiyacın ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
Gelişim Borcu: Genç Yetenekleri Kaybetmenin Bedeli
Eğer şirketiniz, AI’nın basit görevleri üstlenebileceği gerekçesiyle genç çalışanları işe almayı durdurmayı veya erken kariyer rollerini ortadan kaldırmayı düşünüyorsa, bu kararın bedelini iyi hesaplayın.
Kısa vadede maliyetleri düşürmek mümkün olabilir. Ancak uzun vadede, şirketinizin ihtiyaç duyacağı deneyimli ve yetkin çalışanları yetiştirme yolunu da kapatmış oluyorsunuz. Bu da şirketinizin gelecekteki rekabet gücünü ve yenilik yapabilme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatabilir.
"AI, verimliliği artıran bir araçtır; şirketleri insanlardan kurtaran bir çözüm değildir. Geleceğin liderlerini yetiştirmek için genç yeteneklere yatırım yapmak, şirketlerin sürdürülebilir başarısının temelidir."