Avrupa ülkeleri, özellikle Fransa, emeklilik sistemlerinde ciddi bir dengesizlik yaşıyor. Ülkede emeklilik yaşı 62 olarak belirlenmiş olup, birçok kişi 60 yaşında emekli olabiliyor. Ortalama emekli maaşları 1.500 avroya (yaklaşık 1.750 dolar) ulaşırken, emeklilerin ortalama geliri çalışan nüfustan daha yüksek seviyede. Ancak bu durumun sürdürülebilir olmadığı açık.
Fransa’nın emeklilik sistemi, yaşlanan nüfus ve düşük doğum oranları nedeniyle bir bomba gibi patlamaya hazır. 2023 yılında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un emeklilik yaşını 64’e yükseltme girişimi, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve grevlere yol açtı. Paris’teki gösterilerde protestocular, çöp kutularını ve lastikleri ateşe verirken, polisin gözyaşartıcı gaz ve su bombalarıyla müdahale etmesiyle olaylar tırmanışa geçti. Gare de Lyon istasyonunda tren raylarını kesen protestocuların eylemleri, toplumdaki öfkenin boyutunu gözler önüne serdi.
Macron’un reformuna karşı sadece sokak gösterileri değil, parlamentoda da güven oylamaları yapıldı. Eski Başbakan Michel Barnier’in kemer sıkma politikaları, 2024 yılında hükümetinin düşmesine neden oldu. 2025 yılında ise bütçe kesintilerine yönelik tepkiler, Macron’un altıncı başbakanı François Bayrou’nun istifa etmesiyle sonuçlandı. Hükümet, emeklilik yaşındaki artışın 2027 başkanlık seçimlerinden sonra uygulanmasına karar verdi.
Bu siyasi belirsizlikler, Fransa’nın bütçe açığının 2024 yılında %5,8’e ulaşmasına ve euro bölgesi ortalaması olan %3’ün oldukça üzerine çıkmasına yol açtı. Yatırımcılar, artan risk nedeniyle Fransa’nın borçlanma maliyetlerini euro bölgesindeki en yüksek seviyelere çıkardı. Ülkenin emeklilik sistemindeki asıl sorun, fonlanmamış emeklilik sistemi olarak öne çıkıyor. Günümüzdeki emekliler, daha az yaşlı nüfus ve kısa yaşam beklentileriyle emekli olduklarından, sisteme çok daha az katkıda bulunmuş durumdalar.
"Emeklilik sistemindeki açık gerçekten endişe verici. Mevcut verilerden bile daha kötü olabilir."
Pierre Garello, Aix-Marseille Üniversitesi Ekonomi Profesörü
Fransa’daki durum Avrupa’nın birçok ülkesinde benzer şekilde yaşanıyor. Yaşlanan nüfus, düşen doğurganlık oranları ve daralan işgücü piyasası, ekonomik sistemin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Uzmanlar, bu demografik açığı kapatmanın tek yolunun göçmen işçiler olduğunu vurguluyor. Ancak Avrupa genelinde genç göçmenlere karşı artan kamuoyu tepkisi ve politikacıların bu taleplere boyun eğmesi, sorunu daha da derinleştiriyor.
Göçmenlik karşıtı politikaların devam etmesi, gelecekteki ekonomik istikrarı riske atacak. Avrupa Birliği’nin yaşlanan nüfusuna çözüm bulamaması, hem ekonomik hem de sosyal dengeleri altüst etme potansiyeline sahip.