Biopik filmler genellikle aynı kefeye konulur; sanki hepsi birbirinin kopyasıymış gibi algılanır. Oysa insan deneyimi, tek tip formüllerle anlatılamayacak kadar çeşitlidir. Biopikler de bu çeşitliliği yansıtmalı, izleyiciye empati duygusu kazandırmalıdır.

Kirk Jones’un ‘I Swear’ filmi, bu bakımdan dikkat çekici bir örnek. Antoine Fuqua’nın ‘Michael’ gibi reklam odaklı biopiklere ya da Richard Linklater’ın ‘Nouvelle Vague’ gibi alaycı yaklaşımlara karşı duran bu yapım, sadece bir insanın yaşamını, duygularını ve mücadelesini anlatıyor. Sinemanın amacı da zaten, Roger Ebert’in deyişiyle, “empati üreten bir makine” olmaktır.

Robert Aramayo’nun canlandırdığı John Davidson, 12 yaşında Tourette sendromu teşhisi konulan bir genç. Kontrolsüz hareketler ve uygunsuz sözler nedeniyle toplum tarafından dışlanan Davidson, 1983 yılında neredeyse hiç tanınmayan bu sendromla mücadele etmek zorunda kalır. Akranları tarafından dışlanan, öğretmenleri ve ailesi tarafından cezalandırılan Davidson, adeta bir sorun olarak görülür.

1996 yılında, ağır ilaçlar kullanmasına rağmen annesi Heather (Shirley Henderson) ile yaşamaya devam eden Davidson, eski bir arkadaşıyla yeniden karşılaşır. Aynı zamanda annesi Dottie’nin (Maxine Peake) kanserden öldüğünü öğrendiğinde, bu haberi doğrudan annesine bağırmaktan çekinmez. Neyse ki Dottie, bir akıl sağlığı kurumunda hemşire olarak çalışmış biriydi ve Davidson’un durumunu anlayabiliyordu. Onu evine alan Dottie, ilaçlarını azaltarak Davidson’a bağımsız bir yaşam kurma fırsatı sunar.

Kirk Jones’un ustalıkla kotardığı film, Davidson’un yaşadığı zorlukları abartılı melodramlara ya da ucuz duygusallığa başvurmadan aktarıyor. Davidson’un sendromu hakkında kimsenin yeterli bilgiye sahip olmadığı bu hikaye, toplumun önyargılarını ve anlayış eksikliğini de gözler önüne seriyor.

Örneğin, Davidson’un bir kavgaya karışması ve kontrolsüz bir tikinin birinin elindeki birayı düşürmesi nedeniyle polise şikayet edilmesi, onun için yeni bir mücadele başlatır. Polis arabasına bindirildiğinde, hiç işlemediği suçları itiraf etmek zorunda kalan Davidson, yargıç tarafından affedilmek için uzun bir iletişim süreci yaşamak zorunda kalır. Film, hem Davidson’un hem de çevresindeki insanların yaşadığı zorlukları ve küçük zaferleri ustaca işliyor.

Kaynak: The Wrap