İngiltere’de geçtiğimiz hafta yapılan yerel seçimler, on yıldır devam eden popülist dalganın henüz sona ermediğini gösterdi. Reform Partisi ve Yeşiller Partisi’nin kazandığı sandalye sayısı, geleneksel olarak iktidarda olan İşçi Partisi ve Muhafazakar Partinin kaybettiği sandalyelerle karşılaştırıldığında, siyasi arenada köklü bir değişimin yaşandığı ortaya çıktı.

Reform Partisi ve Yeşiller’in Seçimdeki Zaferi

Reform Partisi, İngiltere’nin yerel meclislerinde neredeyse hiç temsil edilmezken, seçim sonrasında 1.454 sandalye kazanarak en büyük paya sahip oldu. Yeşiller Partisi de 441 yeni sandalye kazanarak toplamda 587 sandalyeye ulaştı. Buna karşılık, İşçi Partisi 1.498 sandalye, Muhafazakar Parti ise 563 sandalye kaybetti. Bu sonuçlar, her iki büyük partiye yönelik derin bir memnuniyetsizliği de gözler önüne serdi.

Galler’de ise Plaid Cymru partisi, bölgesel parlamentoda ilk kez en fazla sandalyeyi kazanırken, Reform Partisi ikinci büyük parti konumuna yükseldi. İskoçya’da ise İskoç Ulusal Partisi hâkimiyetini sürdürse de sandalye sayısında azalma yaşandı. İşçi Partisi ve Reform Partisi, 17’şer sandalyeyle ikinci sırayı paylaşırken, Yeşiller 15 sandalyeyle yakın takipte yer aldı. Reform Partisi’nin bu seçimlere kadar bölgesel parlamentolarda hiç temsil edilmediği düşünüldüğünde, elde edilen bu sonuçlar dikkat çekici.

İşçi Partisi Liderine Yönelik Baskılar Artıyor

Seçim sonuçlarının ardından, İşçi Partisi lideri Keir Starmer’a yönelik güvenoyu neredeyse 50 puan altında kaldı. Partinin kendi üyeleri tarafından istifaya zorlanan Starmer’in geleceği belirsizleşti. İngiltere’nin komşusu Avrupa ülkelerindeki siyasetçiler de bu sonuçları yakından takip ediyor. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde popülist hareketlerin iktidara geldiği ya da güçlendiği göz önüne alındığında, İngiltere’deki bu değişimin ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor.

Fransa ve Almanya’da da Popülist Dalga Yükseliyor

Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik erken anketler, popülist Rassemblement National partisinin adayı Jordan Bardella’nın %35’lik oy oranıyla ilk sırada olduğunu gösteriyor. Bu oran, ikinci sıradaki eski Başbakan Edouard Philippe’nin %20,5’lik oyunun oldukça üzerinde. The Connexion gazetesinden Zane Lilley’in aktardığına göre, “Eğer cumhurbaşkanlığı seçimi yarın yapılsaydı, aşırı sağcı Rassemblement National ilk turda rahatlıkla kazanırdı.”

Almanya’da ise devlet yayıncısı Deutsche Welle, Şansölye Friedrich Merz liderliğindeki hükümetin, göreve başladıktan sadece bir yıl sonra bu kadar popülerlik kaybettiği bir dönemi daha önce yaşamadığını bildiriyor. Yayıncı, ülkede ilk kez Almanya için Alternatif (AfD) partisine yönelik net bir çoğunluk desteğinin olduğunu ve bu partinin ulusal düzeyde %27’lik bir oy oranına ulaştığını belirtiyor. Sağcı ve göç karşıtı görüşleriyle bilinen AfD, eski Doğu Almanya bölgesinde de güçlü bir destek görüyor. Bu sonuçlar, Reform Partisi’nin İngiltere’de elde ettiği başarıya benzer bir eğilimin Avrupa’nın diğer ülkelerinde de kendini gösterdiğini ortaya koyuyor.

Popülist Dalga Küresel Bir Fenomen Haline Geliyor

İngiltere, Fransa ve Almanya’daki seçim sonuçları, popülist hareketlerin sadece yerel değil, küresel bir fenomen haline geldiğini gösteriyor. Vatandaşların geleneksel partilere olan güveninin azalması ve göç, ekonomi gibi konulardaki endişelerin artması, bu dalganın güçlenmesine zemin hazırlıyor. Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda yapılacak seçimlerde de benzer sonuçların alınabileceğini öngörüyor.

Kaynak: Reason