ABD’nin Körfez Turu ve Hayal Kırıklığı

Başkan Trump’ın Körfez’e yaptığı büyükelçilik turunun üzerinden bir yıl geçti. O dönemde, yapay zeka, küresel yatırımlar ve jeopolitik istikrarın Körfez üzerinden şekilleneceği öngörülüyordu. Ancak bugün, bu vizyon büyük ölçüde zayıfladı.

Trump’ın Körfez liderlerinden aldığı trilyonlarca dolarlık yatırım taahhütleri askıya alındı. ABD’nin "altın çağı" olarak nitelendirilen dönemde Körfez ülkelerinin finansmanıyla inşa edileceği iddia edilen projeler de belirsizliğe düştü.

Suudi Arabistan ve BAE Arasındaki Kırılma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), OPEC’ten ayrılma kararı aldı. Aynı gün, Suudi Arabistan lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Cidde’de düzenlediği Körfez liderleri zirvesinde BAE’nin bu hamlesi Suudileri şaşırttı ve öfkelendirdi. Kaynaklara göre, Suudi yetkililer haberi anında tepki gösterdi.

Bu gelişme, Suudi liderliğindeki petrol kartelinden ayrılan BAE’nin, petrol üretimini kendi koşullarıyla sürdürme kararı olarak yorumlanıyor. İki ülke arasındaki gerilim sadece ekonomik değil; Yemen, Sudan ve Filistin konularındaki farklı yaklaşımlar, liderler arasındaki kişisel anlaşmazlıklar ve İran’la yaşanan çatışmalar da ilişkileri daha da kötüleştirdi.

Spor ve Prestij Yatırımlarından Geri Adım

Suudi Arabistan’ın, 2022 yılından bu yana 5 milyar doların üzerinde yatırım yaptığı LIV Golf’tan çekilmesi, ülkenin ekonomik sıkıntılar yaşadığının ilk büyük göstergesi oldu. Petrol ihracatındaki düşüş nedeniyle Riyad, prestij projelerine olan desteğini kısıtlamak zorunda kaldı. Bu projeler arasında boks maçları, komedi festivalleri ve NEOM’un "doğrusal şehir" projesi de bulunuyor. 2034 Dünya Kupası öncesindeyse bu yatırımlar daha da azalacak.

BAE ise geçtiğimiz baharda ABD’ye 1,4 trilyon dolarlık yatırım taahhüdünde bulunmuştu. Ancak OPEC’ten ayrılma kararı, ülkenin petrol politikasında bağımsızlığını ilan etmesi anlamına geliyor.

İran’ın Baskısı ve Bölgesel Dengelerin Değişimi

Hem Suudi Arabistan hem de BAE, İran’ın artan baskısıyla karşı karşıya. İran’ın lüks otellere ve havaalanlarına yönelik saldırıları, BAE’nin "istikrarı lüks bir ürün olarak pazarlama" stratejisini zayıflattı. Dubai modeli olarak bilinen bu yaklaşım, yabancı turistler, yerleşik yabancılar ve yatırımcılar için güvenli bir ortam sunmayı hedefliyordu. Ancak İran’ın drone saldırıları bu imajı ciddi şekilde zedeledi.

Qatar ise doğrudan İran saldırısına maruz kalarak gaz ihracatında büyük kayıplar yaşadı. Bu durum, ülkenin ABD ve İran arasındaki denge politikasını da olumsuz etkiledi. BAE, İsrail ile Abraham Anlaşmaları kapsamında yakınlaşırken, Suudi Arabistan ise Türkiye ve Pakistan ile daha sıkı ilişkiler kurmaya başladı.

İsrail-Suudi Normalleşmesi Umudu Zayıflıyor

Trump’ın tarihsel bir anlaşma olarak gördüğü İsrail-Suudi normalleşmesi, İran’la yaşanan savaş nedeniyle Suudi tarafında soğumaya başladı. Savaşın başlamasıyla birlikte BAE lideri Muhammed bin Zayed savaşı önlemeye çalışırken, savaş başladıktan sonra İran’ın güçlenmemesi için mücadele etti. Öte yandan, Suudi Veliaht Prensi MBS ise başlangıçta savaşa destek verirken, petrol ekonomisinin zarar görmesiyle birlikte çatışmadan çıkış yolları aramaya başladı.

Bölgenin Geleceği Belirsiz

Körfez ülkeleri, petrol sonrası döneme hazırlanırken, İran’ın artan tehditleri ve ABD’nin bölgedeki etkisinin azalmasıyla birlikte yeni stratejiler geliştirmek zorunda kalıyor. BAE’nin OPEC’ten ayrılması, Suudi Arabistan’ın ekonomik zorlukları ve İran’ın saldırgan politikaları, bölgenin geleceğini belirsizliğe sürüklüyor.

Uzmanlar, yapay zeka ve veri merkezleri gibi geleceğin yatırımlarının Körfez’e akacağına dair umutların yerini, İran’ın ucuz drone saldırılarıyla tehdit edilen lüks tesislerin inşaatına bıraktığını belirtiyor. Bu durum, bölgenin istikrar arayışını daha da karmaşık hale getiriyor.

Kaynak: Axios