Irak Savaşı: Medyanın Yanlışında Bir Ders

ABD hükümeti, Saddam Hüseyin'in kimyasal ve biyolojik silah geliştirme olasılığına ilişkin kamuoyunda yoğun tartışmaların ardından Irak'ı işgal etti. Bu iddia daha sonra temelsiz çıktı ve savaş, binlerce ABD askeri ile yüz binlerce Iraklı'nın ölümüne neden oldu. Yirmi yıl sonra, bu olay sadece Soğuk Savaş sonrası dış politika kurumlarının değil, hükümeti denetlemesi ve kamuoyunu doğru bilgilendirmesi gereken medyanın da başarısızlığı olarak hatırlanıyor.

İran'a Karşı Savaş: Medyanın Yokluğu

Irak Savaşı'nın aksine, ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaş, Şubat sonunda neredeyse hiçbir kamuoyu tartışması yapılmadan başladı. Trump yönetimi, İran'ın stratejik öneme sahip Hormuz Boğazı'nı kapatma olasılığına karşı bile hazırlıksız kaldı. Bu boğaz, küresel enerji akışının yaklaşık %20'sini barındırıyor ve kapanması petrol fiyatlarını tırmandırırken küresel bir resesyona yol açma riski taşıyor.

Medyanın Rolündeki Gerileme

Trump, savaşın gerekçelerini sürekli değiştirirken medya, bu konuda yeterli sorgulamayı yapmadı. İran protestocularını korumaktan rejim değişikliğine, füze programını durdurmaktan nükleer programı engellemeye kadar değişen gerekçeler, medyanın soru sormaktan kaçındığını gösteriyor. Irak Savaşı'nda da medya, yanlış istihbaratın yayılmasına ve işgal sonrası planların yetersizliğine yeterince tepki göstermemişti. Bugün ise durum daha da kötü: Savaş başlamadan önce neredeyse hiç soru sorulmadı, savaş başladıktan bir ay sonra ise yönetim, savaşı haklı çıkarmaya çalışıyor.

Medyanın Dönüşümü: Yetkinlikten Nihilizme

Medyanın savaşı ve barışı haber verme biçimindeki bu değişim, sadece yetersizlikten değil, nihilizm olarak nitelendirilebilecek bir durumdan kaynaklanıyor. Medya bir bütün değil; farklı yayın organları, gazeteciler ve editörler arasında anlamlı farklılıklar var. Ancak geçmişteki başarısızlıklara rağmen durumun daha da kötüleştiği ve gelecekte daha da kötüye gidebileceği görülüyor.

ABD İmparatorluğu ve Medyanın Rolü

ABD, küresel bir imparatorluk olarak işlev görebilmek için kendisi hakkında doğru bilgilere ihtiyaç duyuyor. Ancak ana akım medya, dünyadaki ve ABD'nin küresel rolündeki gelişmeler hakkında giderek daha az haber ve analiz sunuyor. Alternatif medyanın yükselişi bu boşluğu bir ölçüde doldursa da, daha küçük kuruluşlar mücadele ediyor.

ABD dış politikasındaki küçük değişikliklerin bile diğer ülkeler üzerinde yıkıcı etkileri olabilir. Bu durum, medyanın sorumluluğunu daha da artırıyor. Ancak medyanın bu sorumluluğu yerine getiremediği açıkça görülüyor.

Kaynak: Reason