Dünyaca ünlü dağcı Alex Honnold, son dönemde Netflix’te canlı yayınlanan Taipei 101 tırmanışı ile adını sıkça duyursa da asıl olarak dünyanın en zorlu doğal arazilerinde gerçekleştirdiği tırmanışları ile tanınıyor. Aynı zamanda yenilenebilir enerjinin savunucusu olan Honnold, kurucusu olduğu Honnold Vakfı aracılığıyla da dünya genelinde topluluk odaklı güneş enerjisi projelerini destekliyor.

Peki, bu iki ilgi alanı arasında nasıl bir bağlantı var? Honnold’a göre cevap oldukça net: “Yeterince fazla yolculuk yaptığınızda, özellikle de uzak doğa koşullarına maruz kaldığınızda, her şeyin ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz.”

Honnold, Grist Editörü Katherine Bagley ile gerçekleştirdiği röportajda, San Francisco İklim Haftası kapsamında düzenlenen “Turning the Tide: Stories of Climate Solutions” etkinliğinde konuştu. Dağcı olarak yaptığı seyahatlerde iklim değişikliğinin doğal ortamlar üzerindeki etkilerini yakından gözlemlediğini belirten Honnold, “Birkaç yıl içinde bile dağlardaki değişimler oldukça çarpıcı” diyor.

“Eskiden karla kaplı geçitler ya da iniş yolları olarak kullanılan rotalar artık çoğunlukla erimiş durumda. Büyük dağların bile hızla değiştiğini görmek oldukça endişe verici.”

Ancak Honnold, aynı zamanda umut verici hikayelerin de önemine dikkat çekiyor. “İnsanlara ilerleme olduğunu gösteren olumlu hikayelere ihtiyacımız var” diyen Honnold, “Kötümserlik bana ilham vermiyor. Doğa ciddi şekilde zarar görmüş olabilir, kaybettiklerimiz var, ancak şu an bu gezegene yeni doğmuş gibi bakarsanız, doğanın hâlâ ne kadar muhteşem olduğunu fark edersiniz. Hala korunması gereken o kadar çok şey var ki.”

Honnold’un röportajının tamamını aşağıdaki videodan izleyebilir veya bazı alıntılara göz atabilirsiniz:

Katherine Bagley: “Bizler 80’ler ve 90’larda çocukken, geri dönüşüm reklamları, petrol sızıntıları ve ozon tabakasının kurtarılması gerektiği konuşulurdu. Sizin için iklim değişikliği ne zaman bir tartışma konusu haline geldi?”

Alex Honnold: “Dürüst olmak gerekirse, emin değilim. O dönemdeki hiçbir şey beni gerçekten etkilemedi. Sanırım çocukken çok da çevre bilincine sahip biri değildim. Annem ve babam profesörlerdi, Sacramento’da banliyöde büyüdüm. Evde çevre konuları büyük bir yer tutmuyordu. İkisi de derin birer çevreci değildi, ancak kamp yapardık. Farklı bir şeydi yani. Sanırım iklim değişikliğiyle ilgilenmeye başlamam, dağcı olarak seyahat etmeye ve keşiflere çıktıkça oldu. Daha fazla okumaya başladım, çok sayıda çevre odaklı kurgu dışı kitap okudum ve yavaş yavaş daha fazla önem vermeye başladım.”

Kaynak: Grist