'Yeteneğin Fazla Olduğu Yerde Heyecan Biter'
Seyirciyi bir karaktere ısındırmanın en iyi yolu, o karakteri yaptığı işte ustalaşmış göstermektir. Banka soyguncusuysa, dünya çapında bir hırsız olsun; polisiyeyse, en zor vakaları çözsün. İster istemez izleyici, o karakterin yaptıklarına hayran kalır. Buna 'Yetkinlik Pornosu' deniyor. Peki ya bu yetkinlik, izleyiciyi soğutacak kadar mükemmelse? Guy Ritchie’nin yeni filmi 'In the Grey', tam da bunu yapıyor.
Ritchie, uzun yıllardır karakterlerini 'işinde usta' olarak konumlandırarak izleyiciyi etkilemeye çalışıyordu. Ancak son filmi, bu formülün artık tıkandığını gösteriyor. Film, adeta bir yetkinlik gösterisinden ibaret: soğukkanlı, düzgün çekilmiş ve herkesin havalı isimlere sahip olduğu bir hikâye. Ne var ki, bu düzgünlük, filmi sıkıcı bir rutine dönüştürüyor.
Yetenekli Kahramanlar, İlgi Çekici Olmayan Bir Hikâye
'In the Grey', Eiza González’in canlandırdığı Rachel Wild adlı bir karakterle başlıyor. Rachel, 'dünyanın en pahalı kredi tahsildarı' olarak tanımlanabilir. Amacı, bir milyarderin borcunu tahsil etmek. Bunun için de Jake Gyllenhaal’ın oynadığı Bronco ve Henry Cavill’in canlandırdığı Sid adlı iki yardımcıya sahip. Üçü de havalı isimlere sahip, tabii.
Rachel’ın planı basit: hedefinin servetini kurutana kadar baskı uygulamak. Bunun için de Bronco ve Sid’e, yozlaşmış muhasebecileri dinlemek ve sokaklarda sayısız insanı vurmak gibi 'temiz' işler yaptırıyor. Film, ilk üçte ikisinde bu soğukkanlı anti-kahramanların planlarını anlatıyor. Son üçte birlik bölümdeyse, Ritchie’nin erken yerleştirdiği bir kovalamaca sahnesi devreye giriyor. Bu sahne, üç ay sonra geçiyor ve tüm tuzakların hâlâ çalışıyor olması, izleyiciyi şaşırtıyor.
Ancak 'In the Grey', sadece kendi parlaklığıyla ilgileniyor. Film, karakterlerin yeteneklerine odaklanırken, onların neden önemli olduğunu unutturuyor. İzleyici, karakterlerin yaptığı işlere kayıtsız kalıyor çünkü bu işler ne dünyaya, ne karakterlere ne de hikâyeye bir anlam katıyor.
Eiza González’in Çabası, Yetersiz Kalıyor
Eiza González, karakterine hayat vermeye çalışıyor. Ancak film, ona sadece birkaç kez ve çok kısa süreler için şans tanıyor. Rachel, ölüm kalım durumlarında bile sakinliğini koruyor gibi görünse de, aslında şiddete alışık olmadığı belli. Hikâyenin en ilginç detayı, Rachel’ın plan yaparken gösterdiği soğukkanlılıkla, eylem anındaki tepkisinin zıtlığı. Bu da, karakterin derinliğinden çok, Ritchie’nin stilinin bir yansıması.
"Yetkinlik pornosu, karakterler ilgi çekici olmadığında bile izleyiciyi etkileyebilir. Ancak 'In the Grey'’de yetenek o kadar mükemmel ki, hiçbir şey karakterleri zorlamıyor. İzleyici de neden umursasın?"
Sonuç: Sıkıcı Bir Yetkinlik Gösterisi
'In the Grey', görsel olarak etkileyici ve karakterleri estetik açıdan hoş. Ancak hikâye, karakterler ve onların yaptıkları, izleyiciyi hiçbir şekilde bağlamıyor. Ritchie’nin ustalığı, filmde sadece teknik bir mükemmelliğe dönüşüyor. Oysa iyi bir aksiyon filmi, sadece yetenekli karakterlerden değil, onların neden önemli olduklarından da bahsetmeli.
Sonuç olarak, 'In the Grey' izleyicilere, yetenekli karakterlerin bile ilgi çekici olmayabileceğini hatırlatıyor. Ve bu, Ritchie’nin en zayıf filmi olabilir.