Son haftalarda sosyal medyada hızla yayılan bir komplo teorisi, hantavirüs vakalarına dair yanlış bilgilerle dikkat çekiyor. Teoriye göre, 'hanta' kelimesi 'Yahudi argosunda' 'aldatma', 'saçmalık' ya da 'yalan' anlamına geliyor. Bu iddia, virüsün aslında bir uydurma olduğunu ve İsrail hükümeti ya da belirsiz bir Yahudi grubu tarafından yayıldığını öne sürüyor.

Ancak bu teori tamamen temelsiz. Dilbilimsel açıdan bakıldığında, 'hantavirüs' adı Hantaan Nehri'nden (Güney Kore) geliyor. Bu nehirde ilk kez tanımlanan virüs, 1978 yılında izole edilmiş ve 1981 yılında laboratuvarlarda üretilmiştir. Hantavirüs, genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, tükürüğü ya da dışkısı yoluyla bulaşan, iyi bilinen bir hastalıktır. ABD'nin New Mexico eyaletinde her yıl vakalar görülmekte olup, geçtiğimiz yıl ünlü oyuncu Gene Hackman'ın eşi Betsy Arakawa da bu hastalıktan yaşamını yitirmiştir.

Komplo teorisi, Instagram, Threads, TikTok, X ve YouTube gibi platformlarda hızla yayıldı. Teori, neredeyse aynı formatta paylaşılan gönderilerle, genellikle az takipçisi olan kullanıcılar tarafından gündeme getirildi. Paylaşımlarda genellikle 'Acaba hanta kelimesi İbranicede ne anlama gelir?' sorusu soruluyor ve ardından Google'ın AI Özeti'nde yer alan yanıt gösteriliyor. AI Özeti, 'hanta' kelimesinin İbranice argoda 'saçmalık', 'yalan', 'aldatma' ya da 'tamamen sahte' anlamına geldiğini iddia ediyor. Bu yanıt, X'in yerli AI sohbet botu Grok ve silinmiş bir Reddit gönderisine dayandırılıyor.

Teori, X platformunda o kadar yaygınlaştı ki Snopes tarafından trend konular arasında yer aldı. En popüler versiyonlardan biri, 'Divinely Sierra' adlı Yeni Çağ etkileyicisinin Instagram paylaşımıydı ve iki milyondan fazla görüntüleme aldı. Sierra, paylaşımına eklediği bir yorumda, 'Bu gönderi Yahudilere karşı bir saldırı değildir' şeklinde açıklama yaptı.

Uzmanlar, platformların kodlanmış nefret söylemlerine karşı harekete geçmekte geciktiğini vurguluyor. Teorinin yayılma hızı, komplo teorilerinin gerçek zamanlı olarak nasıl oluşturulduğunu ve güçlendirildiğini gösteriyor. Aynı zamanda, platformların bu tür içeriklere karşı yetersiz kaldığını ya da müdahale etmekten kaçındığını ortaya koyuyor.