İsrail'e karşı soykırım suçlaması, protestolardan üniversite aktivizmine, sosyal medya kampanyalarından uluslararası hukuk tartışmalarına kadar geniş bir alanda yaygınlaşmış durumda. Ancak bu tartışmanın en dikkat çekici yanı, temel bir soruya yanıt aranmamasıdır: Gerçek soykırım neye benzer ve İsrail'in Gazze'deki eylemleri buna benziyor mu?
Cevap net bir şekilde 'hayır'. Soykırım, basitçe yoğun sivil kayıplara yol açan bir savaş değildir. Soykırım, bir halkı kendisi olarak yok etmeyi amaçlayan kasıtlı bir girişimdir. Tarihte tanınan soykırımlarda ortak özellikler bulunur: siviller, kimlikleri nedeniyle hedef alınır ve saldırganlar, askeri zaferden ziyade maksimum sivil ölümüne odaklanır.
İsrail'in Gazze'deki eylemleri ise tamamen farklı bir tablo çizmektedir. Öncelikle, İsrail'in soykırım niyetiyle bağdaşmayan adımlar attığı görülmektedir. Büyük operasyonlar öncesinde İsrail ordusu, sivilleri uyararak tahliye çağrıları yapmış, telefon mesajları, broşürler ve medya duyurularıyla bilgilendirme yapmıştır. Ayrıca, insani koridorlar oluşturmuş ve askeri faaliyetleri geçici olarak durdurarak sivil hareketliliğe ve yardım dağıtımına olanak sağlamıştır. Hatta 'çatı vuruşu' adı verilen yöntemle, hava saldırılarından önce sivilleri uyarmıştır. Soykırım amacı güden bir ordunun, hedef bölgelerdeki sivilleri önceden uyaracağı düşünülemez.
Stratejik açıdan da durum aynı yönde ilerlemektedir. İsrail, Hamas karşısında ezici bir askeri üstünlüğe sahiptir. Eğer İsrail'in amacı Filistinlileri bir halk olarak yok etmek olsaydı, ölüm sayısı çok daha kısa sürede ve çok daha yüksek rakamlara ulaşabilirdi. Bunun yerine, İsrail, Hamas'ın altyapısını, tünel sistemlerini, komuta merkezlerini, roket fırlatma alanlarını ve militan liderliklerini hedef alan, yoğun kentsel bir mücadele yürütmektedir. Sivil kayıpların yüksek olması, aslında sivillerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde faaliyet gösteren bir silahlı gruba karşı yürütülen kentsel savaşın bir sonucudur ve Filistinlileri yok etmeyi amaçlayan bir kampanya değildir.
Hamas'ın askeri stratejisi de bu durumu desteklemektedir. Hamas, askeri unsurlarını yoğun nüfuslu sivil bölgelerde konuşlandırmakta, silah depolarını konut alanlarında saklamakta ve komuta merkezlerini kentsel altyapının altında inşa etmektedir. Bu durum, İsrail'in uluslararası insani hukuk yükümlülüklerinden muaf tutulmasını sağlamaz. Ancak, yüksek sivil kayıpların askeri açıdan makul bir açıklaması olduğunu da ortaya koymaktadır.
Soykırım suçlaması, eğer gerçekten yok etme amacı taşıyan bir kampanya olsaydı, İsrail'in neden yaptığı bazı eylemleri açıklayamaz. Örneğin, İsrail'in Gazze'ye sürekli olarak insani yardım girişine izin vermesi, bu iddiayı daha da zayıflatmaktadır. Soykırımın temelinde, bir halkın varlığını sona erdirme niyeti yatar. Oysa İsrail, Hamas'ı hedef alan ve sivilleri korumaya yönelik adımlar atmaktadır. Bu durum, soykırım suçlamasının ne kadar temelsiz olduğunu göstermektedir.