Maine Valisi Janet Mills’in Demokrat Parti’nin Senato adaylığı yarışından aniden çekilmesi, partideki en tartışmalı yarışlardan birine son verdi. Bu gelişmeyle, dışarıdan gelen bir isim olan Graham Platner, Demokratların adaylığı için favori konumuna yükseldi.

Mevcut Senato koltuğu, beş dönemdir görevde olan Cumhuriyetçi Sen. Susan Collins tarafından tutuluyor. Collins’in koltuğu, Demokratlar için en önemli kazanım fırsatlarından biri olarak görülüyordu. Ancak Mills’in çekilmesiyle birlikte, parti içindeki gerilimler ve adayların performansı yeniden gündeme geldi.

Peki, Mills’in yenilgisinin ardındaki nedenler nelerdi? Yaşı mı, Biden döneminin olumsuz mirası mı, yoksa zayıf bir kampanya mı? Platner’in beklenmedik şekilde ayakta kalması nasıl mümkün oldu? Solcu görüşleri onun için bir avantaj mıydı, yoksa bir handikap mı? Bu sonuç, ulusal eğilimlerin bir yansıması mıydı, yoksa sadece Maine’e özgü dinamiklerin bir sonucu muydu?

Bu sorulara yanıt aramak için, Alex Seitz-Wald ile konuştuk. Seitz-Wald, uzun yıllar ulusal siyaset muhabirliği yaptıktan sonra Maine’e taşındı ve şu anda yerel bir gazete olan Midcoast Villager’ın editör yardımcısı olarak görev yapıyor. Maine siyasetinin karmaşıklığını ulusal medyaya açıklamasıyla tanınan Seitz-Wald, bu yarışın ardındaki dinamikleri şöyle değerlendirdi:

Mills’in yaşının ve Biden mirasının rolü

Mills, Demokrat liderlerin Susan Collins’i yenebilecek en güçlü aday olarak gördüğü bir isimdi. Ancak beklenmedik bir şekilde, nispeten bilinmeyen bir dışarıdan aday olan Platner karşısında yenilgiye uğradı. Peki, ne oldu da bu kadar büyük bir yenilgi yaşandı?

«Eğer tek bir şeyden bahsetmek gerekirse, Mills’in kötü bir kampanya yürüttüğünü söyleyebilirim. Onlarca Senato kampanyası izledim, 15 yıldır ulusal siyaseti takip ediyorum ve bu, gördüğüm en zayıf kampanyalardan biriydi.»

Seitz-Wald’a göre, Mills’in en büyük handikapı, kontrol edebileceği unsurları iyi yönetememesiydi. Kampanyası, kamuoyu etkinliklerinden yoksundu, enerjisi düşüktü ve medya stratejisi eski moda gibi görünüyordu. Kontrol edemediği unsurlar arasında ise en önemlisi yaşıydı. Eğer seçilseydi, göreve başladığında 79 yaşında olacaktı.

Ek olarak, Mills’in seçimlere katılma kararı, Joe Biden’ın başkanlık seçimlerindeki yenilgisinin hemen ardından geldi. Demokratlar arasında, Biden döneminin yarattığı hayal kırıklığı ve Trump’ın zaferi hâlâ tazeydi. Seitz-Wald, «İnsanlar Beyaz Saray ve Demokrat liderlerden yalan söylendiğini hissediyordu» diyerek, bu durumun Demokrat seçmenlerdeki güvensizliği artırdığını belirtti.

Maine, ABD’nin en yaşlı nüfusuna sahip eyaletlerinden biri olmasına rağmen, Seitz-Wald’a göre yaş tek başına bir dezavantaj değildi. Ancak birçok Demokrat seçmen, özellikle de yaşlı kadınlar, Mills’i bir vali olarak sevdiğini, ancak başkanlık yarışına girmesinin doğru bir karar olmadığını düşündüğünü ifade etti.

Kaynak: Vox