Washington’da ‘Tanrı Altında Bir Ulus’ Çağrısı
Bu hafta sonu, ABD’nin çeşitli eyaletlerinden dinî liderler ve devlet yetkilileri, Washington’daki Ulusal Park’ta bir araya gelecek. ‘Özgürlük 250’ adı verilen etkinlik kapsamında düzenlenen bu tören, sadece dua etmekle kalmayacak; aynı zamanda ABD’nin ‘Tanrı altında bir ulus’ olarak yeniden kutsanmasını simgeleyecek.
Etkinlik, Beyaz Saray’ın desteklediği bir girişim olarak, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarının bir parçası olarak planlanıyor. Ancak törenin arka planında, dinî muhafazakârların son yıllarda giderek güçlenen siyasi ve kültürel etkisi yatıyor.
Dinî Sağın Trump Dönemindeki Yükselişi ve Sınırları
Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde, ABD’deki dinî sağ hareketi önemli bir ivme kazandı. Bu grup, Trump’ın kurallara ve normlara karşı olan tutumunu fırsat bilerek, kilise ve devlet arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmaya başladı.
Beyaz Saray içinde, Savunma Bakanı İran’daki savaşın ve ABD’nin yurtdışı operasyonlarının Tanrı tarafından onaylandığını ve yönlendirildiğini iddia etti. Dışarıda ise bu ittifak, kimi zaman açıkça putperestliğe yaklaşan uygulamalara yol açtı:
- Bazı muhafazakâr din adamları, Trump’ın altın heykellerini dikti ve bu heykellerin Eski Ahit’teki ‘Altın Buzağı’ya benzetilmesini reddetti.
- Diğerleri, Trump’ı İsa ile kıyaslayarak dua ederken ellerini başkanın üzerine koydu.
- Bazıları, Trump’ın kendisini ‘yapay zekâ destekli Mesih’ olarak tanımlamasından sonra bile başkanı desteklemeye devam etti.
Bu gelişmeler, dinî muhafazakârların ABD’nin daha dini bir ülke olacağına dair vizyonlarının güçlendiğine işaret ediyor gibi görünüyordu. Ancak yeni bir araştırma, bu grubun ‘Hristiyan milliyetçiliği’ olarak tanımlanan ideolojisinin Amerikan halkının çoğunluğu tarafından kabul görmediğini ortaya koydu.
Pew Araştırması: Amerikan Halkı Dini Etkinin Artışını Kabul Ediyor, Ama Muhafazakâr Vizyonu Reddediyor
Pew Research Center’ın son raporuna göre, Amerikalıların dinin toplum yaşamındaki etkisinin arttığına dair algı, son iki yılda tarihi bir artış gösterdi. Ankete katılanların %19’u, dinin kamusal alandaki rolünün giderek arttığını düşünüyor. Ancak bu artışın olumlu karşılanmadığı anlamına gelmiyor.
Organize dinin rolüne ilişkin genel görüşler hala olumlu seviyede seyrediyor. Ankete göre, Amerikalıların yaklaşık %55’i dinin toplum için faydalı olduğunu düşünüyor. Buna rağmen, dinî muhafazakârların ‘Hristiyan milliyetçiliği’ olarak tanımlanan özel dünya görüşü, geniş kitleler tarafından benimsenmiyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise, Amerikan halkının çoğunluğunun, Thomas Jefferson’ın ‘kutsal ve dünyevi arasındaki duvar’ olarak tanımladığı ilkeye bağlı kalması. Bu, dinin kamusal alanda artan etkisine rağmen, dinî muhafazakârların ideolojisinin toplum genelinde karşılık bulmadığını gösteriyor.
"Amerikalılar, dinin toplumdaki rolünün artmasını genel olarak olumlu karşılıyor. Ancak bu, dinî muhafazakârların ‘Hristiyan milliyetçiliği’ olarak tanımlanan özel ideolojisini benimsedikleri anlamına gelmiyor. Toplum, Jefferson’ın duvarını korumaya devam ediyor."
Dinî Sağın Geleceği: Toplumun Reddettiği Bir Vizyon mu?
Trump döneminde dinî sağın siyasi ve kültürel alandaki etkisi artsa da, bu durumun Amerikan toplumunun geneli tarafından benimsenmediği görülüyor. Pew’in verileri, dinin toplumdaki rolünün artışına dair algının yükseldiğini gösterse de, bu artışın dinî muhafazakârların ideolojik hedeflerine hizmet etmediğini ortaya koyuyor.
Dinî liderler ve destekçileri, ABD’nin daha dini bir ülke olacağına dair umutlarını korusa da, toplumun büyük bir kısmı, din ve devlet arasındaki net sınırın korunmasını tercih ediyor. Bu durum, dinî sağın gelecekteki etkisinin sınırlı kalabileceğine işaret ediyor.