Washington, DC’de 23 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen Yaşam İçin Yürüyüş etkinliği, kürtaj karşıtı hareketin nabzını ölçmek için önemli bir göstergeydi. Ancak hareketin önde gelen isimleri, ABD’deki mevcut durumdan oldukça hayal kırıklığına uğradıklarını ifade ediyor.
Son yıllarda elde edilen önemli zaferlere rağmen —örneğin Roe v. Wade’in (1973) iptal edilmesi— kürtaj karşıtı hareket, beklediği ilerlemeyi kaydedemedi. Hareketin elinde güçlü argümanlar bulunuyor: Kongre’deki Cumhuriyetçi müttefikler, Yüksek Mahkeme’nin davasına sempatiyle yaklaşması ve hareketin desteğiyle yeniden Beyaz Saray’a dönen Donald Trump’ın “tüm zamanların en pro-life başkanı” olarak tanımlanması.
Ancak tüm bu avantajlara rağmen, hareketin liderleri alarm zilleri çalıyor ve bu durumun hareket için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Susan B. Anthony Pro-Life America adlı örgütün başkanı Marjorie Dannenfelser, Nisan ayında yapılan bir etkinlikte üyelerine şu uyarıda bulundu:
“Eğer Cumhuriyetçi Parti, bu yönetimin eyaletlere dayalı stratejisini tamamen benimser ve ulusal düzeyde pro-life eylem taahhütlerinden vazgeçerse, hareketin geleceği tehlikeye girer. Roe v. Wade’in iptal edildiği günden bu yana ABD’de kürtaj sayısı daha da arttı.”
Trump Yönetiminin Kürtaj Politikası: Eyaletlere Bırakılan Sorumluluk
Hareketin en büyük hayal kırıklıklarından biri, Trump yönetiminin kürtaj haplarının posta yoluyla dağıtımına yönelik parçalı bir düzenleme çerçevesi benimsemesi oldu. Yönetim, eyaletlere büyük ölçüde yetki devrederek ulusal düzeyde bir kürtaj yasağından kaçındı.
Wall Street Journal muhabiri ve “The anti-abortion movement is turning on Trump” adlı makalenin yazarı Philip Wegmann, hareketteki hayal kırıklığının ardındaki nedenleri Today, Explained podcast’inde ele aldı. Wegmann, kürtaj karşıtı hareketin birkaç yıl önceki zafer hissinden şimdi geriye düşüş yaşadığına dikkat çekti.
Hareketin Beklentileri ve Gerçekleşmeyenler
Kürtaj karşıtı lobi grupları, Roe v. Wade’in iptal edilmesinin ABD’deki kürtaj sayısını azaltacağını ummuştu. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi. Wegmann’a göre, Yüksek Mahkeme’nin kararı, kürtaj karşıtı grupların 50 eyalette mücadele etmesini gerektiren bir süreci başlattı. Aynı zamanda, Dobbs kararı federal düzeyde de eylem yapılmasına olanak tanıyordu. Ancak Trump yönetimi, federal bir kürtaj yasağından kaçınırken, mifepristone’un jenerik versiyonunun onaylanması ve Biden döneminden kalan tele-sağlık düzenlemelerinin korunması gibi adımlar attı. Bu düzenlemeler, kadınların kürtaj haplarını doktor muayenesi olmadan çevrimiçi sipariş etmelerine olanak tanıyor.
Kürtaj karşıtı gruplar, Cumhuriyetçilerin bu kritik anda hareketsiz kaldığını ve Demokratların ilerleme kaydettiğini düşünüyor. Hareketin geleceği, Trump yönetiminin izleyeceği politikalara bağlı olacak gibi görünüyor.