Okyanus kirliliğine yönelik düzenleyici programlar uzun yıllardır ağırlıklı olarak tarım ilaçları ve farmasötik kalıntılara odaklandı. Bu yaklaşım, ekolojik ve insan sağlığı için en büyük tehdit olarak görülen kimyasalların izlenmesini sağladı. Ancak yeni bir araştırma, bu varsayımın çok daha geniş bir kimyasal grubunu göz ardı ettiğini ortaya koydu: paketleme malzemelerinde, mobilyalarda ve günlük kişisel bakım ürünlerinde bulunan endüstriyel kimyasallar.
Bu kimyasalların yaygınlaşması, hatta Karayip mercan resifleri gibi neredeyse bozulmamış kabul edilen bölgelerde bile tespit edilmesi, bilim insanlarını endişelendiriyor. Çünkü bu bileşikler biyolojik olarak aktif olup, bazıları mikrobial metabolizmayı bozabiliyor. Nature Geoscience dergisinde yayımlanan kapsamlı meta-analiz, bu kimyasalların gezegenimizin en kritik biyokimyasal süreçlerinden biri olan karbon döngüsünü bile değiştirebileceğini öne sürüyor.
“Geleneksel olarak üzerinde durulan tarım ilaçları ve ilaçların yanı sıra, asıl şaşırtıcı olan şey, günlük hayatta sıkça kullandığımız endüstriyel kimyasalların daha yüksek seviyelerde ve sadece kıyı bölgelerinde değil, hemen hemen her yerde bulunmasıydı.” diyor Kaliforniya Üniversitesi, Riverside’dan biyokimyacı Daniel Petras.
Kapsamlı Bir Araştırmanın Bulguları
Petras ve Rhodes Üniversitesi Biyoteknoloji İnovasyon Merkezi’nden doktora sonrası araştırmacı Jarmo-Charles Kalinski liderliğinde yürütülen çalışma, son on yılda toplanan 21 kamu veri setini yeniden analiz etti. Bu veriler, Pasifik, Hint ve Kuzey Atlantik Okyanusları ile Baltık ve Karayip Denizi’nden alınan deniz suyu örneklerini içeriyor. Araştırmacılar, incelenen tüm grupların — endüstriyel kirleticiler, farmasötikler ve tarım ilaçları — ksenobiyotikler adı verilen, doğal sistemlere yabancı insan yapımı organik bileşikler sınıfına ait olduğunu belirtti.
Tahmin edildiği üzere, tarım ilaçları ve farmasötikler, tarımsal akıntılar ve atık su deşarjları yoluyla kıyı bölgelerinde yaygın olarak bulundu. Ancak endüstriyel bileşiklerin dağılımı çok daha farklıydı. Hidrolik sıvılarda kullanılan polialkilen glikoller, PVC paketlemelerden kaynaklanan ftalatlar, mobilya ve elektroniklerdeki organofosfat yangın geciktiriciler ve kişisel bakım ürünlerindeki yüzey aktif maddeler, hem kıyı bölgelerinde hem de diğer ekosistemlerde tarım ilaçları ve farmasötiklerden çok daha yaygın olarak tespit edildi.
“Bu kimyasallar günlük hayatta sürekli kullandığımız maddeler. Bu yüzden de yaygınlaşmaları kaçınılmaz.” diyen Petras, araştırmanın bulgularını değerlendirdi.
Okyanusların Tam Kimyasal Haritası
Araştırmacılar, okyanusun tam kimyasal profilini ortaya koymak için ılıman kıyı bölgeleri, mercan resifleri ve açık okyanustan alınan 2.300’den fazla örneği analiz etti. Bu örneklerde ksenobiyotiklerin varlığı araştırılırken, aynı zamanda deniz suyunda çözünmüş organik madde (DOM) adı verilen karbon içeren moleküllerin payı da incelendi. Toplamda ekip, 248 bilinen ksenobiyotik molekülü tanımladı. Bu çalışma, okyanustaki antropojenik organik kirliliğin en kapsamlı kimyasal haritasını sunuyor.
Araştırmacılar, hedefli olmayan kütle spektrometrisi ile ölçeklenebilir hesaplamalı araçları birleştirdi. Geleneksel hedefli analizlerin aksine, bu açık uçlu yaklaşım, binlerce kimyasalı aynı anda, hatta düşük konsantrasyonlarda bile tespit edebiliyor. Ekip daha sonra moleküler ağ oluşturma adı verilen bir hesaplamalı tekniği uygulayarak, sadece bilinen maddeleri değil, aynı zamanda onların “ailelerini” veya türevlerini de tanımladı.
“Pristin” Bölgelerde Bile Tehlike
“Geleneksel ‘bozulmamış’ anlayışımız ciddi bir revizyona ihtiyaç duyuyor. Çünkü antropojenik potansiyel kaynaklar artık neredeyse her yerde mevcut.” diyen Petras, bu kimyasalların Fransız Polinezyası’ndaki mercan resiflerinde bile bulunmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı. Bu bölgeler genellikle mükemmel, “kartpostal tarzı” cennetler olarak görülse de, yakın incelemeler gerçekte tamamen farklı bir tablo ortaya koyuyor.