Charline Bourgeois-Tacquet’in yeni filmi ‘Bir Kadının Hayatı’ (La Vie d’une Femme), Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gösterime girdi. Film, orta yaşlı bir doktorun yaşamındaki karmaşık ilişkileri ve içsel çatışmaları incelikle ele alıyor.
Film, adeta bir kadının hayatının farklı bölümlerine ayrılmış gibi kurgulanmış. Her biri ayrı bir başlık taşıyan bölümler — ‘Başka Ben’, ‘Acıma’, ‘Kontrol Kaybı’, ‘İlişkinin Sonu’, ‘Bırakmak’, ‘Duygusal Sempozyum’ ve diğerleri — izleyiciyi Gabrielle’in dünyasına adım adım sokuyor. Bu yapı, daha önce Cannes’da büyük ilgi gören ‘Dünyanın En Kötü İnsanı’ filmini hatırlatıyor. Ancak bu kez, genç ve kararsız bir kadın yerine, orta yaşlı ve son derece kontrollü bir doktor olan Gabrielle (Léa Drucker) karşımıza çıkıyor.
Gabrielle, mikrocerrahi uzmanı olarak çalışıyor. Yüzdeki hasarları titizlikle onaran bu hassas iş, onun yaşamına da yansıyor. Toplantılardan ameliyathanelere koştururken, bazen ameliyatın ortasında bile toplantıları iptal edebiliyor. Ekibinden de aynı derecede hırslı ve yorulmaz olmalarını bekliyor. Film de bu gergin ve telaşlı ritmiyle izleyiciyi sarıyor. Tekli piyano müziği, rahatlatmak yerine daha da huzursuz ediyor.
Gabrielle’in hayatı, evliliği ve annesinin Alzheimer hastalığıyla mücadelesi nedeniyle iyice karmaşıklaşıyor. Eşi Henri’nin oğlu ve arkadaşlarının gürültülü müzikleri onu rahatsız ettiğinde, tek çözüm olarak ayrılmayı ya da ayrı bir evde yaşamayı düşünüyor. Tam da bu stresli dönemde, yazar Frida (Mélanie Thierry), Gabrielle’in günlük yaşamını kitap araştırması için takip etmeye başlıyor. Dans dersinde Mendelssohn’un ‘Hebrides Uvertürü’ eşliğinde başlayan flört, yavaş yavaş gelişiyor. Bu sahne, filmin diğer bölümlerine göre daha yavaş ve zarif bir atmosfere sahip olsa da, Gabrielle kısa süre sonra hastaneye dönüyor ve kanser hastasına kötü haber veriyor. Hasta ameliyatı reddettiğindeyse, son derece sakin bir şekilde, ‘Size beklediğiniz kadar huzurlu bir ölüm vaat edemem’ diyor.
Film boyunca Gabrielle, çevresindeki hemen herkesle çatışma içinde gibi görünüyor. Bir sahne, onun ‘Seçimlerimden ya da cinsiyetimden dolayı mağdur değilim!’ sözlerini, inşaat gürültülerinin eşlik ettiği bir tartışma olarak sunuyor. Bourgeois-Tacquet, Gabrielle ve Frida arasındaki ilişkiyi de özenle kurguluyor. Bu ilişki, hem duygusal hem de zihinsel bir keşif yolculuğuna dönüşüyor.