Daha önce duymuş muydunuz? Bir programcı, algoritmaların yönlendirdiği otomatik bir yaşamın içinde sıkışıp kaldığını fark ediyor ve bu görünmez kafesten kurtulmak için her yolu deniyor. Hayır, bu 1999 yapımı The Matrix filmi değil. Bu, Max adındaki bir teknoloji çalışanının gerçek hikayesi.
Max, San Francisco’da yaşayan bir yazılımcı. Günlük rutinleri algoritmalar tarafından optimize edilmiş bir yaşam sürerken, varoluşunun giderek robotikleştiğini hissetmeye başladı. Yavaş çekim dövüş sahneleri ya da ilham veren kel kafalı bir mentordan yoksun olsa da, hikayesi kendi içinde bir eylem filmi kadar heyecan vericiydi — ve bunu ironik bir şekilde, algoritmaları kucaklayarak başardı.
Max, The Atlantic dergisine yaptığı açıklamada, "Yaşamımın çok programlanmış olduğunu hissediyordum" diyerek, özgür iradesi üzerindeki etkilerini sorguladı. Arkadaşlarıyla bir bara giderken de benzer bir varoluşsal sorgulama yaşadı: "Yeni popüler bar, bir bilgisayarın beni göndereceği yerin tam olarak aynısıydı."
Max, algoritmaların sürekli olarak ilgi alanlarına göre optimize edilmiş yerlere yönlendirdiğini ve onu yeni deneyimlere itmediğini fark etti. Bir programcı olarak, bu soruna programcı usulü bir çözüm buldu: Rastgele bir konuma götürecek bir Uber çağıran bir uygulama geliştirdi. Sadece şoför, gideceği yeri biliyordu.
The Atlantic dergisi, Max’in deneyimlerini "belirsizlik terapisi" olarak tanımladı. Bu sayede, daha önce hiç gitmediği bir deri bar, bir planetaryum ve şehrin öte yakasındaki bir bowling salonunu ziyaret etti. Kısa sürede algoritmaların öngördüğü kaosa bağımlı hale geldi. Yemek yediği yerlerden yaptırdığı dövmelere, dinlediği müziğe kadar kararlarını rastgele vermeye başladı. Max, dergiye yaptığı açıklamada, "Rastgele seçim yaparak özgürlüğü buldum" dedi.
2015 yılında, Google’daki rahat işinden ayrılan Max, bir başka algoritmayı daha kullanmaya başladı: Dünyanın neresinde yaşayacağına karar veren bir uygulama. İki yıldan uzun bir süre boyunca, her ay farklı bir şehre taşındı. Ho Chi Minh Şehri’nden Berlin’e kadar birçok yerde yaşadı. Bağlılığına kimsenin şüphesi yoktu. Peki, bu gerçekten özgürlük müydü?
Artık karar verme acısını yaşamıyordu, ancak seçimlerini rastgele bir programa devrederek, kendi özerkliği neredeydi? Université du Québec’te psikoloji profesörü olan Michel Dugas, rastgele karar vermenin sorumluluktan kaçmanın bir yolu olduğunu, gerçek anlamda belirsizliği benimsemekten ziyade, diye açıkladı. Max ise bunu pek dert etmiyordu — ta ki gelecekteki eşi ile birlikte ABD’de yaptığı bir yolculukta algoritma onu Kuzey Carolina’nın bataklıklarının ortasındaki Williamston gibi bir yere getirene kadar.
Max, The Atlantic dergisine yaptığı açıklamada, "Burada ne yapıyoruz ki?" diye sordu. Ardından bir Matrix tarzı farkındalık yaşadı: "Rastgele yaşadığında çok fazla gürültü yaratırsın, ancak bu gürültü belirli bir yöne doğru hareket etmez. Anladım ki, asıl özgürlük, rastgelelikte değil, bilinçli seçimlerde yatıyor."