ABD’nin İran’a yönelik dokuz haftalık askeri operasyonları, bölgedeki stratejik ittifakları zayıflatırken küresel ticareti aksattı ve enerji krizini derinleştirdi. Buna rağmen, İran’ın nükleer programında beklenen darbe gerçekleşmedi.

ABD istihbaratına göre İran’ın nükleer yeteneği neredeyse değişmedi

Amerikan istihbarat değerlendirmelerine göre, İran’ın nükleer kapasitesinde kayda değer bir gerileme yaşanmadı. Haziran ayında İran’ın üç nükleer tesisine (Fordo, Natanz ve İsfahan) yapılan saldırılar sonrasında Tahran’ın bomba üretme süresinin sadece birkaç ay uzadığı belirtildi. Saldırılardan önce İran’ın üç ila altı ay içinde nükleer silah yapabileceği tahmin edilirken, saldırılar sonrası bu sürenin dokuz aya kadar uzadığı kaydedildi.

Reuters’a konuşan kaynaklara göre, saldırıların ardından yapılan değerlendirmelerde İran’ın nükleer programında herhangi bir değişiklik olmadığı ortaya çıktı. Şubat’tan bu yana ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları çoğunlukla konvansiyonel askeri hedeflere odaklandı. Ancak bu strateji İran’ın nükleer kapasitesini zayıflatmada yetersiz kaldı.

Yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoku gizemini koruyor

2018 yılında İran’ın bomba yapabilecek kadar uranyum stokuna sahip olmadığı biliniyordu. Ancak ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve uyguladığı ağır yaptırımlar sonrası İran, 2025 yılına kadar 11 ton zenginleştirilmiş uranyum stoku oluşturdu. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın 2025 değerlendirmesine göre, bu stok tamamen zenginleştirildiğinde İran’ın elinde 10 adet nükleer bomba yapabilecek kapasite bulunuyor.

Trump’ın hedefi net değil

Eski ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediğini açıklamıştı. Ancak operasyonun başlamasının ardından ABD yönetimi, İran’ın nükleer üretiminin yıllarca gerilediğini iddia etti. Mart ayında eski Ulusal Terörizm Karşıtı Merkez Direktörü Joe Kent’in istifa mektubunda, İran’ın ABD için acil bir tehdit oluşturmadığı gerekçesiyle savaşa karşı çıktığı belirtildi.