ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın üzerinden iki ay geçmesine rağmen, çatışmanın kalıcı bir çözüme kavuşmadığı görülüyor. Uzayan savaşın nedenleri genellikle askeri ve diplomatik yaklaşımların sınırları üzerinden tartışılsa da, asıl dikkat çekici nokta ABD’nin ekonomik yaptırımlarının artık eskisi kadar etkili olmaması.
ABD, Soğuk Savaş’ın ardından dünyanın en güçlü ekonomik ve askeri gücü konumuna geldi. Küresel finansal sistemin merkezinde yer alan ABD, askeri bütçesiyle Çin’den bile önde bulunuyor. Bu gücü kullanarak Kuzey Kore, Rusya ve İran gibi ülkeler üzerinde ekonomik baskı uygulayan ABD, İran’ı 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana izole etmeye çalışıyor.
Ancak Çin’in yükselişi ve çok kutuplu dünya düzeninin güçlenmesiyle ABD’nin küresel hakimiyeti zayıflarken, ekonomik yaptırımların etkinliği de azalıyor. İran’a yönelik yaptırımların uzun vadeli sonuçları, ABD’nin ekonomik baskı stratejisinin sınırlarını ortaya koyuyor.
İran’a Uygulanan Yaptırımların Etkisi
1979’dan bu yana ABD-İran ilişkileri gergin seyrediyor. Washington’un politikası, İran’ı cezalandırmak, izole etmek ve sınırlamak üzerine kurulu. ABD, İran’ın bölgesel terörizmi desteklemesi ve nükleer programı nedeniyle çeşitli yaptırımlar uyguladı. İran’ın 2003’te nükleer programını açıklamasıyla birlikte BM de yaptırımlara katıldı. ABD ve AB’nin ortaklaşa uyguladığı finansal baskılar, İran’ın Avrupa bankacılık sistemine erişimini büyük ölçüde kısıtladı.
Politik bilimci Adam Tarock’un da belirttiği gibi, bu yaptırımlar İran ekonomisine ağır zararlar verirken, ülkenin kazanımları sınırlı kaldı. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), İran’ın nükleer programını sınırlarken karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Anlaşma, İran ekonomisinin enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artıştan kurtulmasını sağlayacaktı. Ancak ABD, 2018’de Trump yönetimi altında anlaşmadan çekilerek yaptırımları yeniden uygulamaya koydu.
Trump’ın “maksimum baskı” stratejisi kapsamında yeniden uygulanan yaptırımlar, küresel firmaların İran’dan çekilmesine neden oldu. AB’nin JCPOA’yı korumaya yönelik çabalarına rağmen İran, 2019’da nükleer zenginleştirme programını yeniden başlattı. Biden yönetimi ise İran’la müzakereleri yeniden başlatma sözü vermiş olsa da, yaptırımların etkisi hâlâ devam ediyor.
ABD’nin Yaptırım Stratejisi Artık Eskisi Gibi İşlemiyor
ABD’nin ekonomik baskı politikası, Soğuk Savaş döneminden bu yana dış politika aracı olarak kullanıldı. Ancak küresel ekonomik dengelerin değişmesiyle birlikte, yaptırımların etkinliği sorgulanmaya başladı. İran örneğinde olduğu gibi, ABD’nin uzun vadeli yaptırımları, hedef ülkelerin ekonomik direncini artırabiliyor ve alternatif ticaret yollarının gelişmesine yol açabiliyor.
Uzmanlara göre, ABD’nin ekonomik baskı stratejisi artık eskisi kadar etkili değil. Çin, Rusya ve diğer ülkelerin ABD’nin yaptırımlarına karşı koyabilecek alternatif finansal sistemler oluşturması, Washington’un ekonomik gücünü zayıflatıyor. İran savaşının da gösterdiği gibi, ABD’nin ekonomik yaptırımları, uzun vadede hedeflenen sonuçları vermeyebiliyor.
“ABD’nin ekonomik yaptırımları artık eskisi kadar etkili değil. Küresel güç dengeleri değişirken, Washington’un baskı stratejisi de zayıflıyor.”
Sonuç olarak, İran’daki son gelişmeler, ABD’nin ekonomik baskı politikasının sınırlarını ortaya koyuyor. ABD’nin küresel hakimiyeti azaldıkça, yaptırımların etkinliği de sorgulanmaya devam edecek.