Donald Trump’ın, Learning Resources, Inc. v. Trump davasında Yüksek Mahkeme’nin kendisine ait olduğu iddia edilen IEEPA tarifelerini iptal etmesinin ardından, başkanlık koltuğuna geri dönme hayali giderek somutlaşmaya başladı. Trump, ‘kendi’ yargıçlarının bile ‘ülke için bu zaferi ne kadar çok istediğini bildikleri halde’ kendisine karşı oy kullandığını öne sürerek, Yüksek Mahkeme’ye üç yeni yargıç atama olasılığını gündeme getirdi.

Samuel Alito ve Clarence Thomas’ın henüz emekli olmayı planlamadıkları bilinse de, Alito’nun yakın zamanda yayınlanacak anı kitabı, gelecekteki adaylığını yeniden tartışmaya açtı. Buna rağmen, MAGA yandaşları ve destekçileri, Trump’ın favorisi olabilmek için birbirleriyle yarışa girdi. Bu durum, muhafazakar hukuk hareketi içinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

Muhafazakar hukuk hareketi, Trump’ın ilk döneminde ‘araba yakalandı’ ve ülkeye kendi vizyonunu dayatabilecek sağcı bir çoğunluk elde etti. Ancak hareket, Trump yönetimi altında öylesine radikalleşti ki, Amy Coney Barrett gibi sağlam muhafazakarlar bile artık ‘yeterli görülmüyor’.

Décades boyunca muhafazakarlar, ‘Artık Souter olmayacak’ sloganını kullanırken, bu ifade David Souter’a atıfta bulunuyordu. Souter, George H. W. Bush tarafından atanan ve Yüksek Mahkeme’ye katıldıktan sonra sol eğilimlere kayan bir yargıçtı. Şimdiyse slogan, ‘Ne Souter, ne Roberts, ne de Barrett’ şeklinde değişti. Yargıçlar, Roe v. Wade’i iptal etmek, Oy Hakları Yasası’nı zayıflatmak ve idari devletin gücünü azaltmak gibi uzun süredir muhafazakar hedefleri gerçekleştirmiş olsalar da, artık ‘yeterince tutucu olmadıkları’ gerekçesiyle eleştiriliyorlar.

Bu yeni standartlar, yargıç adayları arasında da kırılmalara yol açıyor. Örneğin, Beşinci Daire Yargıcı Andrew Oldham, Federalist Topluluğu’nun favori isimlerinden biriydi ve Trump tarafından ilk döneminde en ‘MAGA etkili’ temyiz mahkemesine atandı. Oldham, idari kurumları, oy haklarını, kürtaj haklarını ve göçmenleri hedef alan aşırı sağcı görüşleriyle tanındı. Hatta Yüksek Mahkeme, Oldham’ın kararlarını ‘aşırı ileri gittiği’ gerekçesiyle sık sık tersine çevirdi.

Oldham’ın sağcı önceliklere verdiği destek açık olmasına rağmen, muhafazakar yorumcular onu ‘cüppe giymiş vasat biri’ olarak nitelendirdi ve potansiyel bir Yüksek Mahkeme adaylığının bile ‘gülünç’ olduğunu savundu. Birçokları, onun yerine Beşinci Daire Yargıcı James Ho’yu tercih ediyor. Ho’nun yargıçlık kariyeri ve kamusal yorumları, muhafazakar hukuk hareketinin en saldırgan sesleri arasında onu favori yaptı. Ho, ‘liblere hadlerini bildirme’ konusunda bir şampiyon olarak görülüyor.

Ho’nun yazdığı kararlar arasında, ‘uyanık anayasa’ uyarıları, kürtaj karşıtı doktorların ‘ceninlerin derin bir neşe kaynağı olduğu’ gerekçesiyle ‘estetik zarar’ iddiasıyla dava açabileceği yönündeki görüşler ve daha birçok tartışmalı ifade yer alıyor. Bu tarz kararlar, muhafazakar çevrelerde coşkuyla karşılanırken, yasal sınırların ne kadar zorlandığını da gözler önüne seriyor.

Peki bu ‘safiyet testleri’ nereye varacak? Muhafazakar hukuk hareketi, artık sadece ideolojik saflıkla değil, aynı zamanda ‘düşmanı provoke etme’ yeteneğiyle de ölçülüyor. Bu durum, yargı sisteminin giderek daha politize olmasına ve hukukun, siyasi mücadelenin bir aracı haline gelmesine yol açıyor.