ABD Donanması'na ait USS Abraham Lincoln uçak gemisi, 16 Nisan 2026 tarihinde Arap Denizi'nde abluka operasyonları gerçekleştiriyor.

ABD-İran savaşının ikinci ayında çatışmalar, her iki tarafın da üstünlük iddiasında bulunduğu bir çıkmaza dönüştü. Ancak şu ana kadar net bir kazanan yok. Savaşın en dikkat çekici gözlemcilerinden biri de Çin.

Foreign Policy dergisinin yardımcı editörü ve China Brief bülteninin yazarı James Palmer, Today, Explained programının sunucusu Noel King'e, Çin'in ABD'nin İran'daki askeri performansından çıkardığı dersleri, Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımının gelecekteki bir Pasifik çatışmasında ne gibi maliyetlere yol açabileceğini ve Çin'in neden ateşkese bu kadar önem verdiğini anlattı.

Palmer'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Çin ABD'nin İran Savaşı'nı Neden Bu Kadar Yakından Takip Ediyor?

Çin, ABD'nin savaş stratejilerini her zaman yakından izliyor. Bu ilgi, ilk Körfez Savaşı'na kadar uzanıyor. O dönemde ABD'nin askeri üstünlüğü, Çin'in kendi ordusunu ve teknolojisini yeniden değerlendirmesine neden oldu. Palmer, Çin'in şu anda dikkatini çeken iki ana unsur olduğunu belirtiyor:

  • Mühimmat tüketimi: ABD'nin savaşta çok hızlı bir şekilde mühimmat tükettiğini gözlemliyorlar.
  • Müttefik desteği: ABD'nin gelecekteki bir çatışmada hangi ülkelerin yanında yer alacağına dair belirsizlikler, Çin'in stratejik hesaplarını etkiliyor.

Çin, bu verileri kullanarak, Asya-Pasifik bölgesinde potansiyel bir çatışma senaryosuna hazırlanmaya çalışıyor.

İran ve Çin Arasındaki İlişki Ne Durumda?

İran ve Çin arasındaki ilişki, pratik temellere dayanıyor. İki ülke arasındaki yakınlaşma, ticari ve jeopolitik çıkarların ötesine geçiyor. Palmer, ilişkilerini şöyle özetliyor:

  • Dostane ilişkiler: İranlılar Çin'de oldukça sık görülüyor. Örneğin, pilot eğitim programları ve hatta İranlı öğrencilerin Çin tıp üniversitelerinde eğitim alması gibi değişim programları mevcut.
  • Ortak çıkarlar: Her iki ülke de ABD liderliğindeki mevcut dünya düzenine karşı olduklarını düşünüyor.
  • Pratik işbirliği: İdeolojik farklılıklara rağmen (örneğin, Çin'in Uygur Müslümanlarına yönelik politikaları), ticari ve stratejik ortaklıklar güçlü.

Palmer, Çin'in İran'ı, ABD hegemonyasına karşı mücadele eden bir mağdur olarak gördüğünü de ekliyor.

Çin ABD'nin Askeri Gücünden Ne Öğreniyor?

Çin'in en çok merak ettiği konulardan biri, ABD'nin lojistik ve üretim zincirlerinin ne kadar dayanıklı olduğu. Palmer, Çin'in ABD'nin mühimmat stoklarını hızla tüketmesini ve bunu ne kadar hızlı yenileyebildiğini analiz ettiğini belirtiyor. Bu durum, Çin'in kendi askeri hazırlıklarını şekillendirmesinde önemli bir rol oynuyor.

ABD'nin müttefiklerine yönelik tutumu da Çin'in dikkatinden kaçmıyor. Palmer, ABD'nin müttefiklerine olan yaklaşımının, gelecekteki bir çatışmada onların desteğini kaybetme riski taşıdığını vurguluyor. Bu durum, Çin'in Pasifik bölgesindeki stratejik hamlelerini daha da önemli hale getiriyor.

Son olarak, Palmer, Çin'in neden ateşkese bu kadar önem verdiğini de açıklıyor. Çin, ABD ve İran arasındaki savaşın bölgesel istikrarsızlığa yol açmasını istemiyor. Aynı zamanda, ABD'nin İran'daki askeri varlığının azalması, Çin'in Orta Doğu'daki etkisini artırma fırsatı olarak görüyor.

Palmer'ın analizleri, ABD-İran savaşının sadece bölgesel değil, küresel jeopolitik dengeleri de nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Çin'in bu süreçten çıkaracağı dersler, gelecekteki askeri ve diplomatik hamlelerini belirleyecek gibi görünüyor.

Kaynak: Vox