Pensilvanya Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Jonathan Zimmerman, Liberties dergisinde yayımlanan "Başkan ve Üniversiteler" başlıklı makalesinde, yükseköğretimin karşı karşıya olduğu krizin derinliklerine iniyor. Makalesi, akademik özgürlüklerin, üniversite finansmanının ve toplumsal diyalogun geleceğine dair önemli soruları gündeme getiriyor.
Zimmerman, makalesine geçen yılın Mart ayında Washington'da katıldığı bir eğitim akademisyenleri toplantısında yaşadığı bir olayı anlatarak başlıyor. Panelin ilk oturumunda, Donald Trump'ın üniversitelere yönelik tehditleri, akademik özgürlükler ve kampüslerdeki ifade özgürlüğü konuları ele alındı. Zimmerman, soru-cevap bölümünde, Trump'a yönelik eleştirilere katıldığını ancak akademisyenler olarak kendi rollerini sorgulamaları gerektiğini dile getirdi: "Acaba bizler, bu olumsuz duruma nasıl katkıda bulunduk? Aynaya bakma zamanı değil mi? Sadece savunmaya geçmek yerine..."
Zimmerman'ın bu ifadesi, salondaki bir katılımcı tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Katılımcı, "Daireyi savunmak" ifadesinin, yerli Amerikalıların maruz kaldığı soykırım ve yerinden edilme tarihini çağrıştırdığını belirterek, Zimmerman'ı derinden rencide ettiğini söyledi. Ardından oluşan sessizlikte, panel moderatörü devreye girerek, "Başkalarını tanımlarken kullandığımız dil konusunda dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum" dedi.
Zimmerman, bu olayın üniversitelerin kendi inançlarına olan güven kaybının bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Son yetmiş beş yıldır, üniversitelerin demokratik diyalogu ve anlayışı güçlendirdiği hikayesini anlattıklarını, ancak bunun gerçekte karşılığını bulmadığını savunuyor. Eğer inanıyor olsalardı, moderatörün eleştiriye daha derinlemesine yanıt vermesini ve ardından Zimmeran'ın savunmasını dinleyip, izleyicilerden tepkiler almasını sağlardı. Böylece, akademisyenlerin mevcut kriz karşısında ne kadar içe dönük ve eleştirel olmaları gerektiği gibi önemli bir konu tartışılabilirdi.
Ancak hiçbir şey olmadı. Panel, ahlaki bir sonuca bağlandı ve herkes öğle yemeğine dağıldı. Zimmerman'a göre, üniversitelerin büyük bir kısmı hâlâ "öğle yemeğinde" — nasıl bu noktaya geldiklerini ve rotayı nasıl değiştirebileceklerini görmezden geliyorlar.
Trump'ın üniversitelere yönelik saldırılarının ciddi bir tehdit oluşturduğunu kabul eden Zimmerman, bununla mücadele etmek gerektiğini söylüyor. Ancak Trump'tan çok önce, giderek artan sayıda Amerikalı — sadece Cumhuriyetçiler değil — yükseköğretimi bir tür dolandırıcılık olarak görmeye başladı. Üniversiteler, kamu yararına adanmışlıklarını ilan ederken, giderek artan ücretlerle giderek değeri sorgulanan diplomalara talep yaratıyor.
Zimmerman, bu kısır döngüyü kırmak için üniversitelerin savunmaya geçmek yerine aynaya bakmaları gerektiğini savunuyor. Akademisyenlerin, toplumun güvenini yeniden kazanmak için neler yapabileceğini sorgulamaları gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde, yükseköğretimin mevcut krizden çıkması mümkün görünmüyor.