ABD ve İran arasındaki askeri gerilimler tırmanırken, Körfez’in stratejik Hürmüz Boğazı’nda petrol sevkiyatını tehdit eden kriz derinleşiyor. İran’ın ABD donanmasına ve ticari gemilere yönelik saldırıları, Nisan ayında başlayan ateşkesin sınırlarını zorluyor. ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, İran’ın eylemlerini hâlâ "büyük çaplı savaş operasyonlarını yeniden başlatma eşiğinin altında" olarak değerlendirse de, uzmanlar boğazdaki ablukanın küresel enerji krizini tetikleyecek kadar ciddi olduğunu belirtiyor.

İran’ın ekonomisi, ABD’nin uyguladığı petrol ambargosu nedeniyle zaten ağır darbe almış durumda. ABD’nin "Özgürlük Projesi" adıyla başlattığı ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik etme operasyonu, geçtiğimiz hafta sonu başladı ancak ABD Başkanı Donald Trump tarafından pazartesi günü durduruldu. Trump, diplomatik görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini gerekçe gösterdi. Çarşamba günü Axios’tan Barak Ravid’in aktardığına göre, ABD ve İran arasındaki gerilimi sonlandıracak bir anlaşmaya çok yaklaşıldı. Petrol fiyatları ilk etapta düşüşe geçse de, Trump’ın konuya ilişkin yaptığı açıklamalarla bu iyimserlik yerini yeniden belirsizliğe bıraktı.

Peki, bu çıkmazdan nasıl çıkılabilir? İşte İran gerilimini sonlandırabilecek beş olası senaryo:

1) Nükleer anlaşmaya geri dönüş

Ravid’in aktardığına göre, ABD yönetimi içinde yer alan kaynaklara dayanan haberler, iki tarafın bir "tek sayfalık memorandum" üzerinde anlaşmaya çok yakın olduğunu öne sürüyor. Bu memorandum kapsamında, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine yönelik kısıtlamaların kaldırılması, İran’ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerini geçici olarak durdurması ve ABD’nin İran’a ait dondurulmuş fonların serbest bırakılması yer alıyor.

Nükleer faaliyetlerin ne kadar süreyle durdurulacağı henüz netlik kazanmamış olsa da, İran’ın önerdiği beş yıllık süre ile ABD’nin önerdiği 20 yıllık süre arasında bir uzlaşma olabileceği belirtiliyor. İlginç olan ise, Trump’ın 2018 yılında ABD’nin İran nükleer anlaşmasından çekilmesine gerekçe olarak gösterdiği "yeşil dolarların İran’a uçakla taşınması" olayıydı. Ancak şu anda, İran’ın elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu devreden çıkarması karşılığında ABD’nin bu adımı atması, en makul çözüm olarak görülüyor.

2) Nükleer olmayan bir anlaşma

Çarşamba günü yapılan haberler, bir pazarlık taktiği de olabilir. Zira son haftalarda iki tarafın da bir anlaşmaya çok yakın olduğu yönünde defalarca haberler yapıldı. ABD’nin temel talebi, İran’ın nükleer programına ilişkin tavizler verirken, İran’ın talebi ise ABD’nin ambargosunu kaldırarak Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması. Nükleer konu ise daha sonra ele alınmak üzere ertelenebilir.

İran halkı, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durum, her iki tarafı da anlaşmaya zorluyor. İran’ın petrol ihracatına getirilen ambargonun kaldırılması, hem İran ekonomisi hem de küresel enerji piyasaları için kritik önem taşıyor.

3) Geçici ateşkes ve insani yardım

Bir diğer olası senaryo, ABD ve İran arasında geçici bir ateşkes ilan edilmesi ve bu süreçte İran’a insani yardım sağlanması. İran’ın ekonomik krizinin derinleşmesi ve halkın yaşadığı sıkıntılar, uluslararası toplumun baskısını artırıyor. Bu durum, iki tarafı da daha esnek bir tutuma yönlendirebilir.

ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının hafifletilmesi ve İran’ın da Hürmüz Boğazı’ndaki baskısını azaltması, geçici bir çözüm olarak öne çıkıyor. Ancak bu senaryonun kalıcı bir barış sağlaması pek mümkün görülmüyor.

4) Uluslararası arabuluculuk ve çok taraflı anlaşma

ABD ve İran arasındaki gerilimin azaltılmasında uluslararası toplumun rolü giderek artıyor. Avrupa Birliği, Çin ve Rusya gibi ülkeler, iki taraf arasında diyalog kurulması için çaba sarf ediyor. Bu ülkelerin İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve ABD’nin de İran’ın nükleer programına ilişkin taleplerini yumuşatması yönünde baskı yapması bekleniyor.

Çok taraflı bir anlaşma, hem İran’ın ekonomik sıkıntılarını hafifletebilir hem de ABD’nin güvenlik endişelerini giderebilir. Ancak bu süreç, uzun vadeli bir çözüm için gerekli olan güvenin yeniden inşa edilmesini gerektiriyor.

5) Askeri müdahale ve rejim değişikliği

En riskli senaryo ise ABD’nin İran’a yönelik askeri bir müdahalede bulunması ve rejim değişikliği hedeflemesi. Trump yönetimi, İran’ın nükleer programını durdurmak ve bölgesel etkisini azaltmak için askeri seçeneği her zaman masada tuttuğunu belirtiyor. Ancak böyle bir adım, hem bölgesel istikrarsızlığı artırabilir hem de küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabilir.

Askeri bir müdahale, İran’ın nükleer programını durdurabilir, ancak ülkenin iç siyasetinde radikal unsurların güçlenmesine ve daha saldırgan bir dış politikaya yol açabilir. Bu nedenle, ABD’nin askeri seçeneği son çare olarak görmesi ve diplomatik yolları tüketmesi bekleniyor.

Sonuç olarak, ABD ve İran arasındaki gerilimin sona ermesi için birçok yol bulunuyor. Ancak her bir senaryonun kendine özgü riskleri ve fırsatları var. Diplomasi yoluyla kalıcı bir çözüm bulunması, hem İran hem de ABD için en makul seçenek olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Vox