Kaliforniya valiliği yarışında Tom Steyer, en ilerici aday konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Haziran ayında yapılacak ön seçimde ilk iki sırada yer alan adaylar, partilerinden bağımsız olarak kasım ayında yapılacak genel seçime katılmaya hak kazanacak.
Kaliforniya’nın valilik yarışının önemi sadece eyalet sakinleriyle sınırlı değil. Federal hükümetin Amerikan demokrasisini içten baltalamaya çalıştığı bu dönemde, ülkenin en zengin ve en kalabalık eyaletinin liderinin federal otoriteye nasıl yanıt vereceği ve yetkilerini nasıl kullanacağı, tüm ülke için büyük önem taşıyor.
Mevcut vali Gavin Newsom, en azından söylem düzeyinde, ulusal düzeyde Trump karşıtı direnişin lideri olarak konumunu güçlendirdi. Ancak Newsom’un 2028’de Beyaz Saray’a aday olmaya hazırlandığı biliniyor. Gerçek politika hamleleri ise halefinin elinde olacak — ve bu yarış, haziran ayında yapılacak "jungle primary" ön seçimiyle sadece en yüksek oyu alan iki adayın kasım ayında yarışacağı bir finale evrilecek.
Steyer, bu finalde yer alma ihtimali yüksek olan adaylardan biri olarak öne çıkıyor. Demokratik nedenlere yaptığı büyük bağışlarla tanınan milyarder, hem Donald Trump’ın ilk döneminde erken bir şekilde görevden alınması için çaba harcadı hem de Kaliforniya’nın Demokratlar lehine yeniden sınırlandırılması sürecine destek verdi. Steyer, şimdi de en ilerici aday olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bernie Sanders’ın Our Revolution grubundan da destek alan Steyer, federal yönetime karşı harekete geçme sözü verdi. Bu kapsamda, ICE ajanlarını ve hatta Beyaz Saray yetkililerini olası suçlardan dolayı soruşturma altına almayı hedefliyor.
Ancak Steyer’in bu kritik dönemdeki rolünü daha iyi anlamak için onun Amerikan tarihindeki bu özel anı nasıl değerlendirdiğini öğrenmek istedik. Eyaletlerin Trump yönetimine karşı koymada nasıl bir rol oynayabileceğini ve bu süreçte ortaya çıkabilecek riskleri — hem Amerikan vatandaşlarının güvenini sarsma hem de federal hükümetle tehlikeli bir çatışmaya yol açma riskini — nasıl gördüğünü merak ettik. Steyer, pazartesi günü yaptığımız görüşmede bu konular hakkında konuştu. Aşağıda, uzunluğu ve netliği açısından düzenlenmiş görüşmenin bir dökümü yer alıyor.
Amerikan siyasetinin mevcut durumu otoriter bir acil durum olarak tanımlanabilir mi?
Amerika’nın şu anda mutlak bir otoriter tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Bu kesinlikle bir krizdir. Trump yönetimi, Amerikan vatandaşlarının demokratik haklarını — serbest ve adil seçimleri — gasp etmeye yönelik kasıtlı bir girişimde bulunuyor. Dünyanın birçok yerinde gördüğümüz gibi, demokrasinin süreçlerini kullanarak demokrasiyi yok etmeye çalışan anti-demokratik partilerin bir modeli bu. Bu durum gerçekten yaşanıyor mu? Kesinlikle yaşanıyor. Peki bu bir kriz mi? Eğer demokrasiye inanıyorsanız — ki ben çok kuvvetli bir şekilde inanıyorum — o zaman bu bir krizdir ve insanların ayağa kalkıp buna karşı durmasını gerektirir. Amerika Birleşik Devletleri’nin kurumlarına çok hayal kırıklığına uğradım, ancak...