Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, yanlış bilgilendirme ve nefret söylemini durdurmak için ifade özgürlüğünü kısıtlasa da, çocukları koruma gerekçesiyle de bu yola sıkça başvuruyor. Ancak bu kısıtlamaların çoğu, belirsiz, tanımlanmamış ya da varsayımsal zararlara dayanıyor ve çocuklara doğrudan zarar vermeyen birçok ifadeyi de kapsam dışına itebiliyor.
Otoriter Rejimlerde Başlayan Tehlikeli Süreç
Çocukları koruma adına ifade özgürlüğünü kısıtlamak, özellikle otoriter ülkelerde uzun yıllardır görülen bir uygulama. Örneğin Rusya’da 2012 yılında parlamento, medya denetim kurumuna herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın internet sitelerini yasaklama yetkisi veren bir yasa çıkardı. Yasa koyucular gerekçe olarak çocukları çevrimiçi zararlardan korumayı gösterse de, sivil toplum kuruluşları bu yetkilerin hükümet tarafından çok daha geniş bir ifadeyi baskılamak için kullanılacağını öngördü. Zamanla bu yaklaşım, otoriter rejimlerin ötesine geçerek Batılı demokrasilerde de yaygınlaşmaya başladı.
ABD’de Yıllardır Sürdürülen Mücadele
Amerika Birleşik Devletleri’nde de çocukları koruma adı altında ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar için yıllardır girişimler yapılıyor. Bu çabalar başarısız olsa da, hükümetler onlarca yıldır ısrarla devam ediyor. ABD Yüksek Mahkemesi, 1969 yılında Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için siyah pazubent takan öğrencilerin ifade özgürlüğünü koruyarak, devlet okullarının “totaliter rejimler gibi hareket edemeyeceğini” hükme bağladı.
1997 yılında ise Yüksek Mahkeme, “ahlaksız” içeriklerin çevrimiçi olarak çocuklara iletilmesini suç sayan İletişim Ahlak Yasası’nın büyük bölümünü iptal etti. Mahkeme, “ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumdaki teşviki, teorik olarak sansürün faydasından daha ağır basar” görüşünü dile getirdi. 2011 yılında da California eyaleti tarafından çıkarılan ve “şiddet içerikli video oyunlarının” çocuklara satılmasını yasaklayan yasa, Yüksek Mahkeme tarafından Anayasa’nın Birinci Değişikliği’ne aykırı bulunarak iptal edildi. Mahkeme, hükümetin “çocukların maruz kalabileceği fikirleri kısıtlama konusunda serbest hareket etme yetkisinin olmadığını” vurguladı.
Sosyal Medya ve Gençlerin Ruh Sağlığı Tartışması
Bu yasal mücadeleler, gençlerin sosyal medya kullanımına yönelik endişelerle de devam ediyor. Ülkede birçok ünlü yorumcu ve siyasetçi, sosyal medyanın ergenlerin ruh sağlığına zarar verdiğini savunuyor. Ancak bu iddiaların ne ölçüde kanıtlandığı konusunda ciddi tartışmalar bulunuyor. Mayıs 2023’te ABD Sağlık Bakanı Vivek Murthy, gençlerin sosyal medya kullanımı ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiye dair bir uyarı yayınladı: “Ebeveynlerin en sık sorduğu soru, ‘Sosyal medya çocuğum için güvenli mi?’ şeklinde. Cevap şu: Bu konuda yeterli kanıtımız yok ve aslında giderek artan kanıtlar, sosyal medya kullanımının gençlerin ruh sağlığına zarar verdiğini gösteriyor.”
Utah Eyaleti’nden Yeni Düzenleme
ABD’de eyaletler, gençlerin sosyal medya kullanımına yönelik zararları önlemek amacıyla yeni düzenlemeler getiriyor. Bunların en dikkat çekeni, Mart 2024’te Utah eyaletinde yürürlüğe giren Minor Protection in Social Media Act (Sosyal Medyada Reşit Olmayanları Koruma Yasası). Bu yasa, sosyal medya şirketlerine “Utah’da hesap açmak isteyen ya da mevcut hesabı olan kullanıcıların yaşını doğrulamak için bir yaş doğrulama sistemi uygulamak” zorunluluğu getiriyor. Reşit olmayan kullanıcılar için ise şirketlerin bir dizi kısıtlama uygulaması gerekiyor. Bunlar arasında “varsayılan gizlilik ayarlarının maksimum gizliliği sağlayacak şekilde ayarlanması” da bulunuyor.
Tehlikeli Bir Eğilim mi?
Uzmanlar, çocukları koruma adı altında getirilen bu tür kısıtlamaların, ifade özgürlüğünü aşındırabileceği ve gençlerin dijital dünyaya erişimini zorlaştırabileceği uyarısında bulunuyor. Sansürün gerekçesi ne kadar insani olursa olsun, sınırların net bir şekilde çizilmesi ve kanıta dayalı düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor.