Orta Doğu’nun çeşitli bölgelerinde yaşayan siviller, Şubat ayında başlayan ve hızla yayılan çatışmaların ilk anlarını farklı şekillerde yaşadı. Amena, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısının ilk haberiyle uykusundan uyandı. Hüsrev ise radyo dinlerken savaş uçaklarının bir radyo istasyonunu bombalamasıyla dehşete kapıldı. Cid ise komşusunun evinin bombalandığını haber veren bir mesajla savaşa tanık oldu.
Savaşın en acımasız yüzü ise masum kayıplarda gizliydi. Minab’taki bir ilkokul ve Lamerd’deki bir spor salonu, saldırılarda hedef alındı. Mir Dehdasht’ın kızı Robab’ın da aralarında bulunduğu voleybol takımının antrenman yaptığı spor salonu bombalandığında, Dehdasht olay yerine koştu. Yaralılar kanlar içindeydi, bazıları bilincini kaybetmiş, bazılarıysa sürekli çığlık atıyordu. Dehdasht, kızının öldüğünü öğrendiğindeyse dehşet içinde kaldı.
Savaşın sesi artık sirenler ve patlamalarla dolu. Elektrik kesintileri, dışarı çıkma özgürlüğünün kaybolması ve sürekli tetikte olma hali, modern hava savaşlarının en acımasız gerçekleri arasında yer alıyor. Ölüm artık rastgele kapıyı çalıyor ve kimse güvende değil.
İran’da Hayat: Savaşın Gölgesinde Bir Gün
İsfahan’da yaşayan Hüsrev, Şubat ayının son gününde ailesiyle birlikteyken yabancı bir saldırının haberini aldı. Aile, şehirden kaçmaya çalıştı ancak otoyolda bir savaş uçağının radyo kulesini bombalamasıyla geri dönmek zorunda kaldı. Hüsrev, patlama sesini ve radyonun aniden kesilmesini unutamıyor. Aynı gün öğle saatlerinde, yaşadığı sokakta bir cami bombalandı. Hüsrev’in annesi Sepideh, ABD’de yaşayan bir akrabasına gönderdiği mesajda, “Artık her yeri bombalıyorlar. Hiçbir yer güvenli değil. Ama merak etme, biz iyiyiz,” diyordu.
Filistin’de Yaşam: Pencereler Titreşiyor, Kalpler Korkuyla Doluyor
Kudüs’te yaşayan Filistin asıllı Amerikalı Amena, savaşın ilk sabahında cep telefonuna gelen bir uyarıyla uyandı. İran’dan atılan füzelerin yaklaşmakta olduğunu gösteren uyarı, onun için sadece bir haber değil, aynı zamanda kalıcı bir korkunun başlangıcıydı. “Kız kardeşime, Kaliforniya’dan bombaların sesini nasıl anlatabilirim?” diyen Amena, sürekli tetikte olma halini şöyle tarif ediyor: “Pencerelerimiz titreşiyor, kalbimizde bir korku yer ediyor ve asla gitmiyor. Sürekli stres içindeyiz. Nereye giderseniz gidin, bir saldırı uyarısı gelebilir ve korunaklı bir alan bulmak zorunda kalabilirsiniz.”
Savaşın Yalnızlığı: Kontroller ve Korku
Savaş, yalnızlık duygusunu da beraberinde getiriyor. Yeni güvenlik kontrol noktaları, insanların hareket özgürlüğünü kısıtlıyor. Artık komşularla sohbet etmek, market alışverişine gitmek ya da sadece dışarı çıkmak bile bir risk haline geliyor. Ölümün kapıya dayanması, insanları evlerine hapsederken, gelecek kaygısı da her anı kaplıyor.
Orta Doğu’nun dört bir yanında yaşayan siviller, savaşın sadece cephelerde değil, evlerinde de hissedildiğini anlatıyor. Elektrik kesintileri, su sıkıntısı ve sürekli değişen güvenlik kuralları, hayatı daha da zorlaştırıyor. Artık kimse güvende değil ve savaşın sesi, her yerde yankılanıyor.