Yargıtay Başkanı John Roberts'ın kariyerindeki en dikkat çekici iki cümlesi, muhtemelen New York Times'taki ölüm ilanında da yer alacak kadar önemlidir. İlki, 2005 yılında ABD Senatosu'ndaki onay görüşmelerinde sarf ettiği şu sözlerdi: 'Ben topu atan ya da vuran değil, topun gidişini belirleyen hakemim.'

Bu ifade, Roberts'ın ideolojik bir gündemden bağımsız olarak anayasanın tarafsız bir yorumcusunu temsil ettiğini göstermek amacıyla kullanılmıştı. Daha sonra tüm muhafazakar hukuk hareketi tarafından benimsenen bu cümle, diğer sağcı yargı adayları tarafından da tekrarlandı. Ancak zaman içinde anlaşılan gerçek şu ki, Roberts sadece bir hakem değil, aynı zamanda sahaya inen bir oyuncu olarak hareket etti.

Jeffrey Toobin'in 2012 yılında The New Yorker dergisinde yayınlanan çarpıcı makalesi, Roberts'ın 2010 yılında aldığı Citizens United kararını nasıl titizlikle yönettiğini ve kampanya finansmanı sınırlarını kaldırmak için nasıl en uç noktaya kadar gittiğini ortaya koydu. Bu makalede yer alan Roberts, bir hakemden çok, dopingli bir beyzbolcu gibi sahaya inen ve topu parkın ötesine fırlatmaya çalışan bir figürdü.

Sonraki 16 yıl boyunca, bu karar ABD demokrasisine ciddi zararlar verdi. Citizens United, Amerikan tarihindeki en yıkıcı ve gerici kararlarından biri olarak kayıtlara geçti. Bu karar, demokrasiyi sadece zenginlerin ve gücün elinde tuttuğu bir sisteme dönüştürdü. Peter Thiel, Elon Musk gibi isimlere, demokrasiyi hiçe sayan bir anlayışın kapılarını araladı.

Roberts'ın unutulmaz ikinci cümlesi ise şuydu: 'Irk temeline dayalı ayrımcılığı durdurmanın yolu, ırk temeline dayalı ayrımcılığı durdurmaktır.' Bu söz, Roberts'ın Yargıtay'daki ilk yıllarında, Seattle ve Louisville'deki okul bütünleşme çabalarına ilişkin verdiği kararda yer aldı. 2007 yılında, zorunlu bütünleşme çabalarını kısıtlayan 1991 tarihli bir kararın ardından, mahkeme gönüllü bütünleşme çabalarını da yasakladı. Roberts, bu kararı okurken, 5'e karşı 4'lük çoğunlukla verdiği kararın gerekçesini açıkladı.

Kararın ardından liberaller, kamu okullarının yeniden ırkçı bir yapıya bürüneceği uyarısında bulundu. Muhafazakarlar ise buna tepki göstererek, 'Biz 1954'ten çok farklı bir ülkeyiz; Brown v. Eğitim Kurulu kararından beri çok yol kat ettik' yanıtını verdiler. Peki, gerçekten öyle mi oldu?

2005 yılında verilen bu karardan bu yana geçen 19 yılda, ABD'deki kamu okulları ciddi bir şekilde yeniden ırkçı bir yapıya büründü. 2024 yılında yayınlanan bir Axios araştırması, son yıllarda yapılan akademik çalışmalar ve resmi verilerin ışığında, ABD'deki okulların ne kadar derin bir şekilde yeniden ırkçılaştığını ortaya koydu. 1988 yılında sadece %7,4 olan yoğun şekilde ırkçı olarak nitelendirilen okul oranı, 2022 yılına gelindiğinde önemli ölçüde arttı.

Bu durum, Roberts'ın 'ırk temeline dayalı ayrımcılığı durdurmanın yolu, ırk temeline dayalı ayrımcılığı durdurmaktır' sözünün ne kadar yanıltıcı olduğunu gösteriyor. Gerçek şu ki, Roberts'ın liderliğindeki Yargıtay, ABD'deki ırk eşitliği mücadelesini geriye götüren kararlar aldı ve bu kararlar, toplumun yeniden ırkçı bir yapıya bürünmesine zemin hazırladı.