Memphis’teki bir motel, 1968 yılında Rev. Martin Luther King Jr.’ın suikaste uğradığı yer olarak tarihe geçti. Bugün ise Medeni Haklar Hareketi’ne adanmış bir müzeye ev sahipliği yapıyor. ABD Yüksek Mahkemesi’nin Seçme Hakkı Yasası’nın kilit bir maddesini zayıflattığı günlerde, bu müzenin önünde duran Willie Simon, kararın sadece kendisi gibi siyah Amerikalıları değil, tüm ülkeyi nasıl etkileyeceğinden endişe duyuyordu.

Tennessee Shelby County Demokrat Partisi’nin başkanı olan Simon, mahkemenin muhafazakar çoğunluğunun, "içimizden olmayanları silebileceklerini" gösteren bir emsal oluşturduğunu söyledi. Bu karar, eyaletlerin kongre bölgelerini çizme şeklini zayıflatarak, azınlıkların kendi temsilcilerini seçme şansını azalttı. Böylece, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki on yıllardır süren siyasi rekabet, kuralsız bir savaşa dönüştü.

Seçme Hakkı Yasası’nın zayıflaması ve siyasi rekabetin sertleşmesi

Yüksek Mahkeme’nin kararı, azınlıkların temsilini korumaya yönelik son ulusal engeli de ortadan kaldırdı. Louisiana davasında verilen kararla, beyaz nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde, azınlıkların tercih ettiği temsilcileri seçme şansı azaltıldı. Bu karar, siyasi haritaların yeniden çizilmesi savaşını daha da kızıştırdı.

Cumhuriyetçilerin kontrolündeki eyaletlerde, Demokratların temsil ettiği bölgeler ortadan kaldırılmaya çalışılırken, Demokratların hakim olduğu eyaletler de karşı hamleler yapıyor. Örneğin, Tennessee’de Cumhuriyetçiler, sadece Memphis’teki ve çoğunluğu siyah olan tek Demokrat kongre bölgesini parçalayarak ortadan kaldırmayı planlıyor.

Demokrasinin kırılma noktası: Partizanlığın yükselişi

George Washington Üniversitesi’nde siyaset bilimci olan Matt Dallek, "Hiçbir zaman bir iç savaş içinde olduğumuzu düşünmedim, ancak Yüksek Mahkeme’nin son kararı ve siyasi bölgelerin yeniden çizilmesi, ABD’yi daha da bölüyor" dedi. "Bu karar, hem tarafların hissettiği hiperpartizan atmosferi hızlandırıyor."

"Bu karar, demokrasimizin kırılma noktasına ulaştığını gösteriyor. Artık kural tanımayan bir güç savaşı var."

Trump’ın tetiklediği gerilim

Donald Trump’ın 2020 seçimlerinden sonra başlattığı "seçmen sahtekarlığı" iddiaları, siyasi haritaların yeniden çizilmesi savaşını daha da alevlendirdi. Trump, Cumhuriyetçileri, Kasım ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi’ndeki kayıplarını önlemek için kongre bölgelerini yeniden çizmeye çağırdı. Normalde bu süreç, her on yılda bir nüfus sayımı sonrasında gerçekleşirken, Trump’ın müdahalesi olağandışıydı.

2019 yılında Yüksek Mahkeme, federal mahkemelerin partizan seçim bölgeleri çizimini engelleyemeyeceğine karar vermişti. Bu karar, Trump’a siyasi sınırları zorlama fırsatı sundu. Texas gibi Cumhuriyetçi eyaletler bölgeleri yeniden çizerken, California gibi Demokrat eyaletler de karşı hamleler yaptı. Bu mücadele, Yüksek Mahkeme’nin son kararıyla yeni bir boyut kazandı.

Uzmanlar, bu gelişmelerin ABD demokrasisinin geleceği için ciddi tehditler oluşturduğunu vurguluyor. Seçme Hakkı Yasası’nın zayıflaması, sadece siyasi rekabeti değil, toplumsal barışı da tehlikeye atıyor.