Amerika Birleşik Devletleri’nde geçtiğimiz ay, Cumhuriyetçi milletvekilleri tarafından büyük petrol şirketlerini iklim krizindeki sorumluluklarından koruyacak bir yasa tasarısı sunuldu. Bu hamle, fosil yakıt endüstrisinin temiz enerji geçişini geciktirmek için on yıllardır sürdürdüğü iklim aldatmacasının sadece son örneğiydi.

Oysa milyonlarca Amerikalı, artık iklim kaynaklı sıcak dalgaları, orman yangınları, seller ve kuraklıklarla boğuşuyor. Bu felaketlerin sorumlusu olan petrol devleri, aslında onlarca yıl önce iklim değişikliğinin yol açacağı felaketleri öngörmüş ve iç yazışmalarında ‘küresel olarak yıkıcı’ sonuçlara, ‘insanın konfor ve hayatta kalma tehdidine’, ‘daha fazla fırtına, kuraklık ve sel’e ve ‘aşırı sıcaklardan kaynaklanan ölümlere’ dikkat çekmişti.

Yazar George Saunders, en yeni romanı Vigil’de bu iklim inkarcılığı ve hesaplaşma sorunsalını, K.J. Boone adlı, ömrünün son günlerini yaşayan bir petrol devi yöneticisinin hikayesi üzerinden ele alıyor. Boone’un son saatlerinde karşısına çıkan Jill adlı bir ruh, onu öteki dünyaya geçiş sürecinde teselli etmekle görevli.

Doğaüstü bir kurguya sahip olsa da romanın merkezindeki soru son derece güncel: İklim yalanları gibi derin kötülüklerin işlendiği durumlarda, hesaplaşma ve merhamet arasında nasıl bir denge kurmalıyız? Saunders ile yaptığımız röportajda, bu gerilimi, örgütlenmede empati’nin rolünü, sanatın toplumsal değişimdeki gücünü ve zaten şiddetli iklim felaketlerine kilitlenmiş bir gezegende ‘teselli’nin ne anlama geldiğini konuştuk.

‘Vigil’, okurları uyandırmak için yazıldı

‘Romanı yazmaya başladığımda aklımdaki en acil mesele iklim değişikliğiydi. Ancak sonradan anladım ki kitap iklim değişikliği hakkında değil. Amacım, okurları biraz uyandırmak, onlara çevrelerindeki dünyaya daha fazla dikkat etmelerini ve belki de dünyaya karşı daha fazla sevgi duymalarını sağlamak.’

Saunders, romanın yayınlanmasının ardından birçok okurun kitabı hem çok sevdiğini hem de şiddetle eleştirdiğini belirterek, ‘Bu, kariyerimin ilerleyen dönemlerinde yaptığım en sinir bozucu şeylerden biri olabilir. Ama aynı zamanda hoş bir başarı.’ diyor.

‘Hesaplaşma ve merhamet arasındaki ince çizgi’

Röportajda Saunders’a, romanın sonundaki gelişmeler hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, şu yanıtı verdi:

‘Birçok okurun kitabın sonunu ya ‘en güzel son’ ya da ‘nefret ettiğim son’ olarak değerlendirdiğini görüyorum. Siz neyi beğenmediniz?’

Saunders’a göre, K.J. Boone karakteri üzerinden anlatılan hikaye, toplumumuzda elitlerin cezasız kalmasıyla oluşan korozyonu da gözler önüne seriyor. Boone’un yaşamı boyunca iklim yalanlarına ortak olması ve milyonların geleceğini tehlikeye atması, Saunders’ın romanında merhamet ve hesaplaşma arasındaki gerilimi en sert şekilde ortaya koyuyor.

Saunders, sanatın toplumsal değişimdeki rolüne dair de şunları söylüyor: ‘Sanat, insanların dünyaya farklı bir gözle bakmasını sağlayabilir. Empati kurmayı ve ortak bir gelecek inşa etmeyi mümkün kılar. İklim krizi gibi küresel bir tehdit karşısında, sanatın bu rolü daha da kritik hale geliyor.’

Romanın yayınlanmasının ardından Saunders, iklim aktivistleriyle yaptığı görüşmelerde, petrol şirketlerinin iklim suçlarından sorumlu tutulması için yürütülen mücadeleye dair de görüşlerini paylaştı. Saunders’a göre, hesaplaşma sürecinde merhamet de önemli bir yer tutuyor. ‘İnsanları cezalandırmak yerine, onları dönüştürmek ve geleceğe daha duyarlı bireyler olarak yetiştirmek gerekiyor.’ diyor.