ABD Yüksek Mahkemesi’nin sağ eğilimli çoğunluğu, 1965 tarihli Seçme Hakkı Yasası’nın kalan kısımlarını daha da zayıflattı. Çarşamba günü 6-3'lük oyla verilen Louisiana v. Callais kararında, mahkeme yasanın tarihsel amacını ve Anayasa’nın İç Savaş sonrası eklenen değişikliklerini görmezden gelerek, yasanın amacına ters düşen bir sonuca ulaştı.

Karar, ülkenin ırksal adaletsizlikle mücadele mirasına yönelik yeni bir darbe olarak değerlendiriliyor. Yüksek Mahkeme’nin bu hamlesiyle, nesiller boyu süren ırksal adaletsizliğin giderilmesine yönelik on yıllık mücadelenin sona erme ihtimali güçlendi.

Dava nasıl başladı?

Louisiana eyalet meclisi, 2020 nüfus sayımından sonra kongre seçim bölgelerini yeniden çizdi. Eyaletin nüfusunun yüzde 30’undan fazlası siyahi olmasına rağmen, sadece bir tane çoğunluk azınlık seçim bölgesi oluşturuldu. (Çoğunluk azınlık bölgesi, ırksal veya etnik azınlıkların nüfusun yarısından fazlasını oluşturduğu ve böylece kendi temsilcilerini seçme şansını artırdığı bölgeler olarak tanımlanıyor.)

Siyahi seçmenler, ikinci bir çoğunluk azınlık bölgesi oluşturulması için dava açtı. Yargıç Elena Kagan’ın karşı oyunda açıkladığı gibi, ırk temelli bölünme nedeniyle siyahi seçmenler, kendi temsilcilerini seçme şansından mahrum bırakılıyor:

Aynı coğrafyada ve siyasette bir arada olan, ırk ayrımcılığına karşı mücadele eden azınlık toplulukları, ‘çatlama’ adı verilen yöntemle bölünüyor. Bu şekilde, azınlıkların oy gücü tamamen ortadan kaldırılıyor. Siyahi seçmenler sandığa gidip oy kullanabiliyor, ancak ırk temelli oylama nedeniyle, kendi temsilcilerini seçme şansından yoksun kalıyorlar. Oy kullanma hakkı var, ancak diğerlerinin sahip olduğu siyasi sesin aynısını elde edemiyorlar.

Davayı ilk olarak yerel mahkeme kazandı. Louisiana meclisi, Ocak 2024’te ikinci bir çoğunluk azınlık bölgesi oluşturdu. Buna tepki olarak, eyaletteki bazı seçmenler, yeni oluşturulan ikinci bölgenin ırk temelli olarak belirlendiği gerekçesiyle anayasaya aykırı olduğunu iddia etti. Yerel mahkeme bu iddiayı reddetti, ancak eyaletin temyiz başvurusuyla dava Yüksek Mahkeme’ye taşındı. Mahkeme, geçen yıl ilk kez incelediği davayı bu yıl yeniden ele alarak, Çarşamba günü nihai kararı açıkladı.

Yüksek Mahkeme’nin tarihi geriye gidişi

Callais kararını anlamak için, 1896 yılında verilen Plessy v. Ferguson kararına bakmak gerekiyor. O dönemdeki Yüksek Mahkeme, “ayrı fakat eşit” ilkesini benimseyerek ırk ayrımcılığını anayasal hale getirmişti. Louisiana’da Homer Plessy adlı bir siyahi vatandaşın, beyazlara ayrılan tren vagonunda oturduğu için tutuklanmasıyla başlayan dava, 14. Değişiklik’in eşit koruma hükmüne dayanıyordu. Bu değişiklik, köleliğin kaldırılmasından sadece 28 yıl sonra, uzun yıllar boyunca yasal olarak aşağılandıkları insanların onurunu anayasal güvence altına almak için çıkarılmıştı.

Callais kararı, Yüksek Mahkeme’nin tarihsel olarak ilerici adımlar attığı dönemlerden bu yana süregelen ırksal adalet mücadelesine ciddi bir darbe olarak görülüyor. Uzmanlar, mahkemenin bu kararıyla, gelecekteki seçim bölgeleri düzenlemelerinde ırk temelli ayrımcılığın meşrulaştırılabileceği endişesini taşıyor.